<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Askyap.Com</title>
	<atom:link href="http://www.askyap.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.askyap.com</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Sep 2010 15:57:58 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Mustafa Kemal Atatürk ( 23.04.1881)- (10.11.1938)</title>
		<link>http://www.askyap.com/biyografi/mustafa-kemal-ataturk-23-04-1881-10-11-1938.html</link>
		<comments>http://www.askyap.com/biyografi/mustafa-kemal-ataturk-23-04-1881-10-11-1938.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 15:57:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Efsane</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[annesi]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[askyap.com]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[babası]]></category>
		<category><![CDATA[başarısı]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyeti kurması]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[iradesi]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[yurdu kurtarması]]></category>
		<category><![CDATA[zekası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.askyap.com/?p=2394</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE CUMHURİYETİ 1.CUMHURBAŞKANI
GÖREV SÜRESi 29 EKİM 1923
10 KASIM 1938
1881 yılında Selanik&#8217;te doğdu. İlk öğrenimini ve askerî öğrenci olarak orta öğreniminin bir kısmını Selanik&#8217;te yaptı. Manastır Askerî Lisesi&#8217;ni bitirdi.1902 yılında Kara Harp Okulu&#8217;ndan, 1905 yılında Harp Akademisi&#8217;nden mezun oldu.Orduda çeşitli vazifeler aldı. 1913 yılında Sofya&#8217;da Ataşe Militer olarak bulundu.
Birinci Dünya Harbi sırasında, Çanakkale Muharebelerinde, Tümen Komutanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TÜRKİYE CUMHURİYETİ 1.CUMHURBAŞKANI</p>
<p>GÖREV SÜRESi 29 EKİM 1923<br />
10 KASIM 1938</p>
<p>1881 yılında Selanik&#8217;te doğdu. İlk öğrenimini ve askerî öğrenci olarak orta öğreniminin bir kısmını Selanik&#8217;te yaptı. Manastır Askerî Lisesi&#8217;ni bitirdi.1902 yılında Kara Harp Okulu&#8217;ndan, 1905 yılında Harp Akademisi&#8217;nden mezun oldu.Orduda çeşitli vazifeler aldı. 1913 yılında Sofya&#8217;da Ataşe Militer olarak bulundu.</p>
<p>Birinci Dünya Harbi sırasında, Çanakkale Muharebelerinde, Tümen Komutanı olarak görev yapıı. 1916 yılından itibaren, Doğu ve Güney cephelerinde Kolordu ve Ordu Komutanlığı yaptı. Bitlis ve Muş&#8217;u düşman işgalinden kurtaran kuvvetlerin başındaydı. Filistin ve Suriye cephelerinde görev aldı.</p>
<p>Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra Sevr Anlaşması hükümlerine dayanılarak ülkenin yabancılar tarafından işgali üzerine, son Osmanlı padişahı Vahdettin Han tarafından Anadolu&#8217;ya gönderildi.19 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;a çıkarak Türk millî mücadelesini başlattı.Amasya Genelgesi, Sivas ve Erzurum Kongrelerini topladı. Askerî görevlerinden istifa ederek 23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ni topladı. Meclis Başkanı seçildi.5 Ağustos 1921&#8242;de Başkomutanlık görevini üstlenerek Anadolu&#8217;nun Yunan işgalinden kurtarılması için mücadeleye devam etti. Sakarya Meydan Savaşı&#8217;nı kazandı. 19 Eylül 1921&#8242;de Meclis tarafından kendisine Mareşal ve geleneksel Gazi ünvanı verildi.</p>
<p>26 Ağustos 1922&#8242;de işgalci Yunan kuvvetlerine karşı Büyük Taarruz&#8217;u başlattı. Beş gün sonra 30 Ağustos 1922&#8242;de de Başkomutanlık Meydan Savaşı&#8217; nı kazanıldı.Lozan Barış Konferansı&#8217;ndan sonra, 11 Ağustos 1923&#8242;de toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yeniden Başkan olarak seçildi. 9 Eylül 1923&#8242;de kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin Genel Başkanlığı&#8217; na seçildi.</p>
<p>29 Ekim 1923&#8242;de Cumhuriyet&#8217;in ilân edildiği gün, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ilk Cumhurbaşkanı oldu. Dört dönem üst üste seçildi.10 Kasım 1938&#8242;de öldü.<br />
xxxxxxxxxxx</p>
<p>English Biography</p>
<p>ATATURK</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk was born in Salonika in 1881. His father is Ali Rıza Effendi, his mother is Zübeyde Hanim. Ali Rıza Effendi was from the local people of Salonika. His early grandfathers had settled down in Serez leaving Vidin, and went to Salonika from there. Ali Rıza Effendi, worked as a customs officer in the beginning of his life, and then left working as an officer and was engaged in timber trade. </p>
<p>Ataturk’s mother, Zubeyde Hanim was from an old Turkish family settled down in a town named Langaza near Salonika. This family was one of the yoruks passed from Anatolia to Rumeli and were known as &#8216;Varyemezoğulları&#8217;. This family had big farms in Langaza and they were engaged in both farming and animal husbandry. Upon Ali Rıza Effendi’s death in his fifty in 1888, who married Zubeyde Hanim in 1871, the duty of growing and bringing up little Mustafa was left to Zubeyde Hanim. Little Mustafa, obeying his mother, went to the quarter school of Hafiz Mehmet Effendi for his primary education. But, in a short period of time, he passed to Şemsi Effendi School in Salonika upon his father’s will, and completed the school there. His father died while he was studying in this school. At this time, he had two sisters younger than him whose names were Makbule and Naciye. </p>
<p>When their father died, little Mustafa was seven years old, and Makbule had just completed her first age; Naciye was 40 days old. This youngest sister died in Salonika in her youth. Upon Ali Rıza Effendi’s death, Zubeyde Hanim settled down in Huseyin Effendi’s house, who worked as a steward in Rapla farm near Salonika. The education of little Mustafa was willy-nilly hampered because of farm life. However, after a short period of time, he turned back to Salonika and went on his education from where he left in his aunt’s house. </p>
<p>Little Mustafa went for a period of time to Salonika Civil Service Secondary School after Şemsi Effendi Primary School, but he left this school and applied to Military Secondary school in 1893 with his own decision and carried on his education there. </p>
<p>He went to his uncle Huseyin Effendi’s farm in summers and stayed there until it is the school time. Mustafa really loved this school. He showed himself among his friends in a short time with his intelligence and superior skills and made his teachers like him.</p>
<p>Kaynak: www.ozturkler.com</p>
<p>ESERLERİ<br />
Atatürk&#8217;ün Özel Mektupları<br />
Mustafa Kemal Atatürk<br />
Kaynak Yayınları / Siyasal Tarih ve Türkiye Dizisi </p>
<p>&#8220;Atatürk&#8217;ün Özel Mektupları&#8221;, ilk kez Sadi Borak tarafından derlenmiştir. 1961 yılında ilk basımı yapılan eser, kısa sürede tükenmiş, 1970&#8242;te ikinci ve 1980&#8242;de üçüncü basımı yapılmıştır. İlk basımı 42, ikinci basımı ise 80 mektubu kapsayan eser, üçüncü ve elinizdeki dördüncü basımında 157 mektubu içermektedir. </p>
<p>Atatürk&#8217;ün bu mektupları, yaşadığı dönemin ve içinde bulunduğu siyasal ve toplumsal olayların birer aynası gibidir. Ayrıca Atatürk&#8217;ü tüm yanlarıyla bu mektuplarda bulmak da mümkündür: Sevgileri, tutkuları, hatta kıskançlıklarıyla&#8230; Mektuplar, tarihimiz ve Atatürk&#8217;ün biyografisiyle ilgili birçok materyali de içermektedir. Bu eserde yer alan mektuplar, öyküleriyle birlikte birçok olayı aydınlığa kavuşturmaktadır. Yakın tarihimizin kimi olayları belge ve bilgi yetersizliği nedeniyle tarihimize yanlış olarak yansımıştır. Kimi olaylar da aynı nedenle birtakım gerçek dışı varsayımlar üzerine kurulmuştur. Bunlar arasında kasıtlı olarak saptırılan olaylar da vardır: Fevzi Çakmak&#8217;ın Anadolu&#8217;ya geçişi, Sovyet yöneticileriyle yazışmalar, Ardahan Milletvekili Hilmi ve Ali Galip olayları vs&#8230; </p>
<p>&#8220;Atatürk&#8217;ün Özel Mektupları&#8221;, yakın tarihimizin bilinmeyen ya da az bilinen kimi olaylarını açıklığa kavuşturmuş olması bakımından her zaman başvurulması gereken kaynak bir yapıt niteliğindedir. </p>
<p>Atatürk Konuşuyor<br />
&#8220;Nutuk Öncesi&#8221;<br />
Mahmut Soydan, Falih Rıfkı Atay<br />
Tekin Yayınevi </p>
<p>Bu kitap için anılarını kağıda döken Falih Rıfkı Atay ve Mahmut Soydan&#8217;a Atatürk&#8217;ün özel demeci &#8220;Benim anlattıklarım ve anlattıklarımı değerlendirmek için size verdiğim<br />
belgeler okunduktan sonra, bütün Türk milletini, özellikle Türk aydınlarını vicdan ve fikir hesaplaşmasına çağırmak isterim. &#8220;Anılar&#8221; diye size anlattığı bu hikayelerin, zamanımıza kadar birtakım Devlet büyüklerinin anılarını yayımlamak sevdasına benzer bir eğilimden doğmuş olduğunu sanmayınız. Eğer ben, bu gerçekleri size söylüyorsam ve milletimize<br />
ulaştırıyorsam, elbette bundan, büsbütün başka bir amacım vardır. Bu amaç ne olabilir?&#8230; Bunu burada açıklayamam. Fakat benim tasarladıklarımı, düşüncelerimi içtenlikle ulaştıran bu yazılar okunduktan sonra, kuşku duymam ki milletim, kendi kendine durumu öğrenecek, değerlendirebilmek için gerekli belgelere sahip olacaktır. </p>
<p>Dediklerimi, olaylar eylemlerle kanıtlamamış olsaydı, bu sözlerimin kapsadığı gerçeği -güç anlaşılabilir düşüncesiyle-, bir zaman daha yayımlamakta ağır<br />
davranmaya belki gerek görürdüm.&#8221; </p>
<p>HAKKINDA YAZILANLAR</p>
<p>Atatürk&#8217;ten Anılar<br />
Kemal Arıburnu<br />
İnkılap Kitabevi / Atatürk İle İlgili Kitaplar </p>
<p>Atatürk&#8217;ün düşüncelerini ve kişiliğini ortaya koymak ve değişik yönleriyle anlatmak çabasını güderken, çok dar bir çerçeve içinde de olsa, O&#8217;nu anlatanların da bu ortam içindeki yerlerine ve kişiliklerine de değinmiş bulunuyorum.Her anı ve izlenimin büyük bir değeri vardır. Uzun ve görkemli bir dönemin güçlü komutanları, tarihçileri, şairleri, yazarları, romancıları, müzisyenleri ve halk ozanları hep O&#8217;nu anlatmaya, ressamları O&#8217;nu çizmeye, heykeltraşları O&#8217;nu yontmaya çalışmışlardır. Bu anlatılanlar, hep gönüldeki Atatürk&#8217;tür. O&#8217;nu<br />
gönüllerinde duymayanlar, davasına baş koymayanlar, başlarını omuzlarının üzerinde bir yük gibi taşıyanlar O&#8217;nu anlatamazlardı ki&#8230; </p>
<p>Anılarla Mustafa Kemal Atatürk<br />
İsmet Kür<br />
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Atatürk Dizisi </p>
<p>İsmet Kür, &#8220;Yazın bir bütündür&#8230; Diyelim ki, bir ulu ağaçtır. Bu ağacın her dalında ürün vermiş olmaktan mutluyum.&#8221; diyor. Yayınlanmış 17 kitabı ve bunların arasında 9 baskı yapmış olanları var. Yazarımızın kitapları, -hatta günlük gazetelerde yayınlanmı kimi makaleleri, köşe yazıları bile- daima ses getirmiştir. Yazılanların tümünde vurgulanan, İsmet Kür&#8217;ün kendine özgü sürükleyici, rahat yazış biçimi; alışılagelmişten biraz farklı, hatasız, ustaca kullandığı dil olmuştur. Psikolojik irdelemelerindeki etkileme gücü de, yazılarının, üstünde durulan başka bir özelliğidir. </p>
<p>Atatürk&#8217;ten Anılar<br />
Kazım Özalp, Teoman Özalp<br />
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Atatürk Dizisi &#8230; </p>
<p>1930&#8242;lu yıllarda çocuk yaşlarında olan, bugünün belirli yaş düzeyinin üzerindeki akranlarımdan bir kısmı, Atatürk&#8217;ü, bir kez uzaktan dahi görmüş olmayı, haklı olarak büyük bir mutluluk saymaktadırlar. Ben bu yönden gerçekten çok şanslı bir insanım. Babamın ona yakınlığı nedeniyle çok kereler Atatürk&#8217;le beraber olabilmek şansına eriştim. Bu ülkede yaşayan herkes, eğer Atatürk ile ilgili bir anısı varsa, bunu milletine mal etmeyi bir görev saymalıdır. Bu nedenle, her ne kadar çocuk yaşlarımdaki anılar da olsa, bazıları, büyük dersler alınacak değerdedir. Anılarımı bu kitap içerisinde ikinci bölüm olarak yayınlamayı mutlu bir fırsat sayıyorum. Ailemizin elinde bulunan ve bazıları bugüne kadar hiç yayınlanmamış olan fotoğrafların, bu yayına bir katkı sağladığı inancındayım. Kitabın birinci bölümünü oluşturan babamın anılarında, kendi yazdıklarına aynen sadık kalınmış, ancak o devirde kullanılmakta olan Arapça kelimelerin bazıları, gençlerin daha iyi anlayabilmeleri için, bugün kullanmakta olduğumuz şekilde Türkçeleştirilmiştir. Belirli bir tarihten sonraki anılarda, soyadları ve kullanılmaya başlanmış bulunan yeni kelimeler kullanılmıştır&#8230; </p>
<p>Atatürk&#8217;ün Avrasya Devleti<br />
İsmet Bozdağ<br />
Tekin Yayınevi </p>
<p>Atatürk&#8217;ün gözünde Milli Misak&#8217;ın anlamı nedir? Milli Mücadele&#8217;de, Sovyetlerden, ne zaman ve ne kadar yardım aldık? İran&#8217;a 1923 yılında Uçak armağan ettik mi? Neden?&#8230;<br />
Enflasyonun yüzde 250&#8242;lerde olduğu 1924 yılında 100.000 altın harcayarak: &#8220;Türkiyat Enstitüsü&#8221; kurduk, &#8220;Etnografya Müzesi&#8221;nin temellerini attık mı?..<br />
Niçin?.. Dil Kurumu, Tarih Kurumu&#8217;nun kurulmasında gözetilen hedef nedir? Bu Hedef&#8217;den Kim ve niçin saptı?.. Atatürk ve İnönü hangi fikirde çatıştılar?.. Kim haklı idi?..<br />
Atatürk, İnönü&#8217;nün çocuklarına okumalarını sağlamak için mirasından pay ayırdı mı?.. Niçin?.. Atatürk&#8217;ün &#8220;Siyasi Vasiyeti&#8221; var mı?.. Neydi ve uygulanmasını kim önledi?..<br />
Atatürk, kimin Cumhurbaşkanı olmasını istiyordu? Kim oldu?.. Bütün bu soruların cevapları, bu kitapta! </p>
<p>Atatürk&#8217;ün Fikir Sofrası<br />
İsmet Bozdağ<br />
Tekin Yayınevi </p>
<p>Atatürk&#8217;ün akşam sofralarına çok ilişildi; &#8220;Yaran sofrası&#8221; denildi; &#8220;Malum Zevat Sofrası&#8221; denildi; hatta &#8220;Sarhoş Sofrası&#8221; diyenler bile oldu. Bu kitap, Atatürk&#8217;ün akşam sofralarının gerçeğini, en sağlam kaynaklardan soruşturarak, onların verdiği bilgilerle yazılmıştır. Atatürk&#8217;ün en yakınlarından alınan her bilgi, aynı olayın görgü tanıkları ile pekiştirilmiş, hafıza yanlışları düzeltilmiş ve gerçeğe en yakın biçime dönüştürülmüştür. </p>
<p>Atatürk sofralarını en iyi anlatan söz, yine Atatürk&#8217;ün sözüdür: &#8220;Hükümet Uyandı; Hadi Biz Artık Yatalım!&#8221; </p>
<p>Atatürk ve Pietro Canonica<br />
Semavi Eyice<br />
Eren Yayıncılık</p>
<p>Mustafa Kemal ve Corinne Lütfü<br />
Bir Dostluğun Öyküsü<br />
Melda Özverim<br />
Milliyet Yayınları </p>
<p>&#8220;Çarşamba akşamı, sizinle geçirdiğim günün tatlı hatırasıyla İstanbul&#8217;dan ayrıldım. Beni sizden uzaklaştıran tren tahmin ettiğim gibi 18.30&#8242;da değil 17.20&#8242;de hareket etti.&#8221;<br />
&#8220;Şu anda Hotel Bulgarie&#8217;deyim fakat bu otelden menun değilim, yarın değiştirmeyi düşünüyorum.&#8221; </p>
<p>&#8220;Ertesi gün şehirde kısa bir tur yaptım. Ekseriya sefarethanede, büromdayım ve çalışıyorum. Fethi Bey&#8217;de başka bir şey yapmıyor.&#8221; </p>
<p>&#8220;İşte Arıburnu&#8217;nda İngilizlerle savaştayım. Düşmanın esaslı kuvvetini ezdim. Geri kalanı cesur kıtalarım tarafından sahile, donanmanın himaye ettiği bir noktaya sürüldü.&#8221;</p>
<p>Sınıf Arkadaşım Atatürk<br />
Okul ve Genç Subaylık Anıları<br />
Ali Fuat Cebesoy<br />
İnlilap Kitabevi / Atatürk İle İlgili Kitaplar </p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;i altmış yıl önce bir cuma akşamı tanımıştım. Harp Okulu&#8217;nda ve Harp Akademesi&#8217;nde sınıf arkadaşımdı. 1905 yılı başlarında birer Kurmay Yüzbaşı olarak şanlı Türk Ordu&#8217;suna katıldık. Önce Suriye&#8217;de Beşinci, sonra da Makedonya&#8217;da Üçüncü Ordu&#8217;larda kurmay stajlarımızı birlikte yaptık. İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;nde aynı safta bulunduk. Mücadelelerimiz ortaktı. Hürriyet hareketlerinde de birlikte çalıştık.Bu kitap, okul ve genç subaylık hayatımızın anılarını içine almaktadır. -Ali Fuat Cebesoy- </p>
<p>Gazi ve Latife<br />
İsmet Bozdağ<br />
Tekin Yayınevi </p>
<p>Atatürk, &#8220;Gazi Mustafa Kemal&#8221; günlerinde, İzmir&#8217;de bir genç kızla tanıştı ve evlendi. 2 yıl, 6 ay, 4 gün birlikte yaşadılar. 25 Ağustos 1925 günü, Latife Hanım: &#8220;Latife Gazi Mustafa Kemal&#8221; olarak çıktığı İzmir&#8217;den; sadece &#8220;Latife&#8221; olarak yine İzmir&#8217;e dönüyordu. </p>
<p>Nasıl tanıştılar, nasıl yaşadılar, niçin ayrıldtılar? </p>
<p>Bu konuyu çok insan yazmaya heveslendi. Başaramadılar. Çünkü Latife Hanım: &#8220;Özel hayatımdır, yayınlayamazsınız&#8221; diye girişimleri, mahkeme kararı ile durduruyordu. Biz, bütün kaynakları kullanarak bu kitabı yazdık ve Hürriyet Gazetesinde yayınladık. Latife Uşaklıgil yayını durdurma girişiminde bulundu: &#8220;Biz, sizin hayatınızı değil, Atatürk&#8217;ün evlilik hikayesini yazdık ve yayınladık&#8221; savunusu ile yayını sürdürdük ve bu yayın -kitap olarak- bugün elinizdedir.Bu kitabın bir başka özelliği daha var. </p>
<p>Kitap, Atatürk&#8217;ün bütün özelliklerini: Tutalım, sigara içerken, ne zaman halka yaptığını, ne zaman yapmadığını; yatağına pijama ile mi, gecelikle mi girdiğine varıncaya kadar titiz bir gerçekçilikle saptanmış ve işlenmiştir.Bu kitapta: İnsan Mustafa Kemal var.</p>
<p>Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor<br />
Salih Bozok<br />
Doğan Kitapcılık İstanbul 2001</p>
<p>&#8220;Atatürk&#8217;le birlikte yaptığım seyahetlere dair bazı defterde notlarım olduğu gibi, Atatürk&#8217;ün bana gönderdiği çok kıymetli mektupları vardır. Bunları neşretmek için benden satın almak isteyenler olmuştur, fakat Atatürk buna müsaade etmedi ve &#8216;Bunları biz öldükten sonra neşretmek üzere çocuklarına miras bırak&#8217; dedi. Ben de onun için hepsini muhafaza ederek size miras bıraktım&#8221;.<br />
İşte Salih Bozok&#8217;un bu mirası, ölümünün 60. yıldönümünde oğlu Muzaffer Bozok tarafından yayımlıyor.<br />
Esir aldığı Trikopis&#8217;e Napolyon&#8217;u örnek gösteren&#8230;<br />
İzmirde kendisine diklenen İngiliz konsolosu odasından kovan&#8230;<br />
Annesinin mezarının başında ulusal egemenlik yemini eden bir Mustafa Kemal bulacaksınız.<br />
Tabiî Latife Hanım&#8217;la evlenmelerinin ve boşanmalarının öyküsü,<br />
İnönü ile küslüklerinin içyüzünü, sofrada kopan kimi kavgaların ilginç ayrıntılarını ve Atatürk&#8217;ün hastalığının perde arkasını da&#8230;</p>
<p>Cumhurbaşkanı Gazi M. Kemal Paşa&#8217;nın Sonbahar Gezileri<br />
Nuri Onat<br />
Çağdaş Yayınları / Tarih-Anı-Gezi-Olay Dizisi </p>
<p>Devrim tarihimizdeki yeri çok önemli bir kitap bu. O yılların ünlü deyimi ile &#8220;Gazi&#8221; Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın 1924 güzünde, uzun süren bir yurt gezisindeki söyleşileri, demeçleri ve söylevleri yanında, geziden izlenimler, içten coşkulu, sevgi dolu karşılama ve uğurlamalar, vurucu bir dille anlatılmış&#8230;</p>
<p>Hümanist Atatürk<br />
Hamdi Ülkümen<br />
Çağdaş Yayınları </p>
<p>İster günümüzde yaşasın ister tarihte yaşamış olsun, insanın sevdiği, saygı duyduğu, onu her anımsayışta heyecanlanıp mutlu olduğu insanlar vardır. Hamdi Ülkümen için Atatürk işte o büyük insandı. &#8230; Yunus Nadi&#8217;nin de yakın dostuydu. Birlikte çalışmışlardır. Hamdi Ülkümen&#8217;in bir devrim lisesi açması üzerine, onun eğitimciliği ve okulculuğu üzerine Yunus Nadi&#8217;nin Cumhuriyet&#8217;e yazdığı bir başyazıyı da bu kitapçığın sonunda bulacaksınız.<br />
xx</p>
<p>Atatürk ve Filistin </p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Ortadoğu’nun Batı emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz </p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Atatürk’ün 27 Temmuz 1937 yılında TBMM’de yaptığı konuşma:<br />
Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa birkaç sene Araplar’dan uzak kaldık.<br />
Fakat, kendimize kafi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyetin mukaddes yerlerini Musevilerin ve Hristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız.<br />
Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz.<br />
Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyete lakayt olmakla ittiham edildik.<br />
Fakat bu ittihamlara rağmen Peygamberin son arzusunu, yani Mukaddes<br />
Toprakların daima İslam hakimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız.<br />
Cetlerimizin, Selahaddin’in idaresi altında, uğrunda Hristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda yabancı hakimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün Allah’ın inayetiyle kuvvetliyiz.<br />
Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam aleminin ayaklanıp, icraata geçeceğine şüphemiz yoktur.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Dahiliye Vekaleti Matbuat Umum Müdürlüğü,<br />
Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 27.7.1937 tr. Ve 438-A sayı </p>
<p>xxx</p>
<p>HAKKINDA YAZILANLAR</p>
<p>Atatürk’ün soyağacı 85 yıl sonra yayımlandı<br />
Sefa Kaplan<br />
Hürriyet 2 Kasım 2009</p>
<p>85 yıldır ortada görülmeyen ve Atatürk’ün akrabalarından Ahmet Esmen’in elinde bulunan bu soyağacı, NTVTarih tarafından yayımlandı.</p>
<p>Soyağacı, başta Rıza Nur olmak üzere pek çok kişi tarafından Atatürk hakkında öne sürülen iddiaların niçin ciddiye alınmaması gerektiğini bir<br />
kez daha seriyor gözler önüne. </p>
<p>Mustafa Kemal’in ailesi hakkında öteden beri, neredeyse tamamı dedikodu niteliğinde olan ve itibarını zedelemeyi amaçlayan söylentiler ortaya atılmıştır. Mustafa Kemal’in, 1924 yılında Bayındırlık Bakanı olan kuzeni Süleyman Sırrı Bey ile birlikte hazırladığı soyağacı, bütün bu iddialara cevap niteliği de taşıyor.<br />
TÜRKİYE’de öteden beri Atatürk’le uğraşmanın en ucuz yollarından birisi, ailesi ile ilgili iddialar ortaya atmaktır. Bunlardan en ünlüsü ise Sağlık ve Eğitim Bakanlığı da yapan Dr. Rıza Nur tarafından ‘Hatıratım’da dile getirilmiştir. Cumhuriyet dönemi çalışan tarihçiler doğal olarak gülüp geçmişlerdir bu türden iddialara ama Atatürk’ü yıpratmayı yahut ismini zedelemeyi amaçlayanlar da bundan bir türlü vazgeçmemişlerdir.<br />
İşte NTVTarih Dergisi’nin Kasım sayısında ilk kez yayımlanan Atatürk’ün soyağacı, bu türden iddialara da cevap niteliği taşıyor. Derya Tulga ile Ayşegül Parlayan’ın imzasını taşıyan haber, Atatürk’ün soyağacı konusunda yapılan çalışmaların genel bir özetini de veriyor. Ancak, asıl önemli olan, 85 yıl sonra ilk kez yayımlanan bu soyağacının doğrudan Mustafa Kemal tarafından hazırlanması. Dergide yer alan bilgilere göre, Mustafa Kemal, kendisi gibi Hacı Abdullah Ağa’nın torununun torunu olan ve Cumhuriyet’in ilk Bayındırlık Bakanlığı görevini yürüten Süleyman Sırrı Bey ile birlikte oturup soyağacını hazırlamaya başlıyor.<br />
Dergiden takip ediyoruz:</p>
<p>MUSTAFA KEMAL HAZIRLADI</p>
<p>“Zübeyde Hanım dahil aile büyüklerinin peşpeşe hayata veda etmeleri, belki de bu kararın alınmasını etkilemiştir. Çalışmada diğer kağıtlara göre katlamaya biraz daha dayanıklı olan ve tuval olarak da kullanılan beyaz keten resim kağıdı seçilir. İş bittikten sonra Gazi, Süleyman Sırrı’ya kendisinden sonra bu şecereyi muhafaza etmesini tembihler. Fakat o sırada zor şartlarda çalışan Süleyman Sırrı Bey, 51 yaşında vefat eder. Böylece şecere, Süleyman Sırrı’nın ilk evliliğinden olan kızı Gülseren Hanım’la oğlu Fikri Ziya Aral’a miras kalır. Yeni kuşakların eski yazıdan anlamadıkları için şikâyet etmeleri üzerine Aral, 1987’de bunu Latin alfabesine çevirir, yeni kuşakları ekler ve kısa süre sonra vefat eder. Gülseren Hanım’a kalan aile emaneti 2009’da onun da vefatıyla tek çocuğu Ahmet Esmen’in eline geçer.”</p>
<p>SOYAĞACI AHMET ESMEN&#8217;DE</p>
<p>Peki ama bu kadar kıymetli bir belge, nasıl olmuş da bugüne kadar kütüphane raflarında kalmıştır? Ahmet Esmen şöyle diyor: “Durumu anlayabilecek yaşa geldiğimde annemle babam beni karşılarına alıp, ‘Tesadüfler bu kıymetli insanla aynı soydan gelmene sebep oldu. Senin bunda hiçbir marifetin yok. Ayrıca hepsinden önemlisi, akrabalığın verdiği bir mesuliyet var’ dediler.”</p>
<p>SOYAĞACI HANGİ YALANLARI ÇÜRÜTÜYOR</p>
<p>Dergİdekİ yazıda, 85 yıl sonra ortaya çıkan soyağacının bugüne kadar ortalıkta dolaşan pek çok iddiayı çürüttüğü de belirtiliyor:<br />
“Pek çok yerde ortaya atılan Zübeyde Hanım’ın Hacı Sofiler’den olduğu iddiası bu şecereyle çürüyor. Çünkü bu aile Mustafa Kemal’in değil, şecerede görüldüğü gibi Hacı Sofilere gelin giden Gülsüm Molla yoluyla Süleyman Sırrı’nın sülalesi. Bazı kaynaklar, Zübeyde Hanım’ın babasının tam üç kere evlendiğini kaydetmesine rağmen şecerede bunu göremiyoruz. Israrla Atatürk’ün teyzesinin oğlu iddia edilen eski TKP liderlerinden Reşat Fuad Baraner de şecerede gözükmüyor, zaten şecereye göre Atatürk’ün teyzesi yok, iki dayısı var.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.askyap.com/biyografi/mustafa-kemal-ataturk-23-04-1881-10-11-1938.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sakıp Sabancı ( 07.04.1933)- (10.04.2004)</title>
		<link>http://www.askyap.com/biyografi/sakip-sabanci-07-04-1933-10-04-2004.html</link>
		<comments>http://www.askyap.com/biyografi/sakip-sabanci-07-04-1933-10-04-2004.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 15:55:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Efsane</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[holding yönetim kurulu başkanı seçilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[iş]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[sakıp sabancı]]></category>
		<category><![CDATA[sanat dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.askyap.com/?p=2392</guid>
		<description><![CDATA[Hacı Ömer Sabancı Holding&#8217;in Yönetim Kurulu Eski Başkanı
Sakıp Sabancı, 7 Nisan 1933 tarihinde Kayseri&#8217;nin Akçakaya köyünde fakir bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi.Çok genç yaşlarda, Bossa Un Fabrikası&#8217;nda veznedarlıkla iş hayatına başladı. Sırasıyla, çiftlik müdürü ve Bossa Tekstil İşletmesi Müdürü oldu. Babasının 1966 yılında vefatından sonra kurulan Sabancı Holding&#8217;in yönetim Kurulu Başkanlığı&#8217;na getirildi. Halen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hacı Ömer Sabancı Holding&#8217;in Yönetim Kurulu Eski Başkanı<br />
Sakıp Sabancı, 7 Nisan 1933 tarihinde Kayseri&#8217;nin Akçakaya köyünde fakir bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi.Çok genç yaşlarda, Bossa Un Fabrikası&#8217;nda veznedarlıkla iş hayatına başladı. Sırasıyla, çiftlik müdürü ve Bossa Tekstil İşletmesi Müdürü oldu. Babasının 1966 yılında vefatından sonra kurulan Sabancı Holding&#8217;in yönetim Kurulu Başkanlığı&#8217;na getirildi. Halen bu görevi yanında Holding&#8217;e bağlı çok sayıda kuruluşun Yönetim Kurulu Başkanlığı&#8217;nı ve Murahhas Üyeliklerini yapmaktadır.1964 yılından itibaren, 25 yıl müddetle Adana ve Kocaeli Sanayi Odaları, Türkiye Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği üyeliği ve başkanlığı yaptı. Muhtelif vakıflarda çeşitli zamanlarda görevler üstlendi.1986 yılında Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği TÜSİAD&#8217;ın Yönetim Kurulu Başkanlığı&#8217;nı üstlenen Sakıp Sabancı, 1987-1990 yılları arasında Yüksek İştişare Konseyi Başkanlığını yaptı. Son dönemlerde sosyal ve kültürel içerikli çalışmalara yoğun zaman ayıran Sabancı, Türkiye&#8217;nin 52 yerleşim merkezinde 111 kalıcı eğitim, sağlık,spor ve kültür tesisi meydana getiren Hacı Ömer Sabancı Vakfı&#8217;nın başkanıdır.Sakıp Sabancı evli ve üç çocuk babasıdır..</p>
<p>1933 &#8211; 7 Nisan 1933 tarihinde Hacı Ömer Sabancı (1906-1966) ve Sadıka Sabancı (1910-1988)&#8217;nın ikinci çocuğu olarak Kayseri&#8217;nin Akçakaya köyünde doğdu. Kardeşleri İhsan (1931-1979), Hacı (1935-1998), Şevket, Erol ve Özdemir (1941-1996) Sabancı&#8217;dır. </p>
<p>1948 &#8211; AKBANK&#8217;da 25 lira aylıkla &#8220;stajyer memur&#8221; olarak çalışmaya başladı. Bankada yazı makinesi, hesap makinesi kullanmayı, tahsil fişi, tediye fişi ve makbuz kesmeyi öğrendi.<br />
İlk kez İstanbul&#8217;a geldi, Sirkeci&#8217;deki Özipek Palas Oteli&#8217;nde kaldı. </p>
<p>1950 &#8211; Üç yıl üstüste zatürre hastalığı geçirmesi nedeni ile liseyi bitiremeden okuldan ayrıldı ve aynı yıl kurulan BOSSA Un Fabrikası&#8217;nda veznedar oldu, maaşı 50 liraya çıktı. </p>
<p>1955 &#8211; BOSSA Un Fabrikası&#8217;na ticaret müdürü oldu. Aynı yıl ikinci el Pontiac marka beyaz spor bir otomobil satın aldı. </p>
<p>1957 &#8211; Teyzesinin kızı Türkan Civelek ile BOSSA fabrikasının bahçesinde yapılan bir düğün töreni ile evlendi. BOSSA tekstil fabrikasında Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapmaya başladı. </p>
<p>1964 &#8211; Büyük kızı Dilek dünyaya geldi. Adana Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı oldu. </p>
<p>1966 &#8211; Babası Hacı Ömer Sabancı İstanbul&#8217;da vefat etti. Aynı yıl Türkiye&#8217;deki ilk poliester elyaf ve iplik fabrikası SASA kuruldu. </p>
<p>1967 &#8211; Kardeşleriyle birlikte HACI ÖMER SABANCI HOLDİNG A.Ş.&#8217;yi kurarak Yönetim Kurulu Başkanı oldu.<br />
Topluluk şirketlerinden ilk olarak Akçimento hisse senetleri halka arz edildi. </p>
<p>1970 &#8211; İkinci çocuğu Metin dünyaya geldi.Zihinsel özürlü olarak dünyaya gelen Metin Sabancı&#8217;nın tedavisi için Amerika ve Avrupa&#8217;da pekçok hastane ve doktora başvuruldu. Tamamen iyileşme olanağı olmayan bu hastalıktan muzdarip pekçok gence yardım için 1976 yılında Erol Sabancı Spastik Çocuklar Tedavi ve Eğitim Merkezi ile 1996 yılında Metin Sabancı Spastik Çocuklar ve Gençler Eğitim Üretim ve Rehabilitasyon Merkezi kuruldu. </p>
<p>1973 &#8211; Küçük kızı Sevil dünyaya geldi. </p>
<p>1974 &#8211; O dönemler Sabancı Holding Genel Koordinatörü olarak görev yapan Türkiye Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal&#8217;ın ısrarı üzerine Sabancı Holding İstanbul&#8217;a taşındı. Anne Sadıka Sabancı&#8217;nın bütün malvarlığını bağışlaması ve Sabancı kardeşlerin katkılarıyla Hacı Ömer Sabancı Vakfı VAKSA kuruldu. Vakıf bugün, toplam 53 yerleşim merkezinde 112 kalıcı esere sahip, Türkiye&#8217;nin en büyük aile vakfıdır.<br />
İzmit Köseköy&#8217;de LASSA (BRİSA) kuruldu. </p>
<p>1981 &#8211; Türk sermayesi ile yurtdışındaki ilk banka AKINTERNATIONAL BANK ( Sabancı Bank Plc.) Londra&#8217;da kuruldu.<br />
Amerika&#8217;da Houston&#8217;da ilk kez kalp kapakçığı ameliyatı oldu. </p>
<p>1984 &#8211; İlk onursal doktorası Eskişehir Anadolu Universitesi tarafından verildi.<br />
İsveç&#8217;te, Stockholm&#8217;de Uluslararası Ticaret Odası Kongresi&#8217;nde Türkiye&#8217;yi temsil etti. </p>
<p>1985 &#8211; ABD eski Başkanı Jimmy Carter ve eşi, Sakıp ve Türkan Sabancı&#8217;yı Emirgan&#8217;daki evlerinde ziyaret etti.<br />
Türk ekonomisindeki gelişmeleri, Avrupa&#8217;daki uluslararası firmaların ve bankaların temsilcileri ile Türkiye ile iş yapan İsviçre bankaları ve İsviçre firmalarının temsilcilerine aktarmak amacıyla İsviçre-Türk Derneği&#8217;nin Cenevre&#8217;de düzenlediği toplantıya konuşmacı olarak katıldı.<br />
&#8220;İşte Hayatım&#8221; isimli ilk kitabı yayınlandı.<br />
Mimar Sinan konusunda Fransa&#8217;nın ünlü Sorbonne Üniversitesi&#8217;nde konferans verdi. </p>
<p>1986 &#8211; TÜSİAD&#8217;ın Yönetim Kurulu Başkanı oldu. </p>
<p>1987 &#8211; Şimdi Belçika Kralı olan Prens Albert İstanbul&#8217;a gelerek, Sakıp Sabancı&#8217;ya Emirgan&#8217;daki evi Atlı Köşk&#8217;te &#8220;Belçika Kraliyet Nişanı&#8221; takdim etti.<br />
Sabancı ve DuPont ortaklığıyla ilk yüzde 50/50 &#8220;joint venture&#8221; şirket DUSA kuruldu.<br />
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı oldu.<br />
Sakıp Sabancı ve eşi, ABD Başkanı Ronald Reagan ve eşini Beyaz Saray&#8217;da ziyaret etti. </p>
<p>1988 &#8211; Sakıp Sabancı ve eşi, ABD Başkanı Ronald Reagan ve eşini Beyaz Saray&#8217;da ikinci kez ziyaret etti. </p>
<p>1989 &#8211; Babası Hacı Ömer Sabancı zamanında toplanmaya başlanan Resim ve Hat koleksiyonlarının sergilenmesi için SSCB Kültür Bakanlığı&#8217;nın daveti üzerine Moskova&#8217;da bir sergi açıldı. Bu sergi, sonraki yıllarda dünyanın en önemli müzelerinde segilenecek &#8220;Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi&#8217;nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi&#8221; için bir mihenk taşı oldu.<br />
Amerika&#8217;da Houston&#8217;da ikinci kez kalp ameliyatı oldu. </p>
<p>1992 &#8211; Japon hükümeti tarafından Sakıp Sabancı&#8217;ya &#8220;Kutsal Hazine Altın ve Gümüş Yıldız Nişanı&#8221; takdim edildi. </p>
<p>1993 &#8211; 1988 yılında temeli atılan SABANCI CENTER açıldı. </p>
<p>1994 -Japon Toyota ve Mitsui ile yüzde 50/50 ortak olarak Türk otomotiv sanayiine yeni bir pencere açacak TOYOTASA fabrikası Adapazarı&#8217;nda açıldı. </p>
<p>1996 &#8211; Kardeşi Özdemir Sabancı elim bir saldırıda hayatını kaybetti. </p>
<p>1997 &#8211; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından &#8220;Devlet Üstün Hizmet Madalyası&#8221; ile onurlandırıldı.<br />
Dünyaca ünlü gıda devi Fransız Danone ile yüzde 50-50 ortaklıkla DANONESA kuruldu. Fransız Hipermarket zinciri Carrefour ve Sabancı ortaklığı ile CARREFOURSA Hipermarket Zinciri kuruldu. </p>
<p>1998 &#8211; &#8220;Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi&#8217;nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi&#8221; New York&#8217;ta Metropolitan Müzesi&#8217;nde sergilendi. Böylece Metropolitan Müzesi&#8217;nde sergilenen ilk özel koleksiyon ünvanına sahip oldu.<br />
Du Pont firması ile ortaklaşa Arjantin ve Brezilya&#8217;daki endüstriyel iplik ve kord bezi fabrikaları satın alındı.<br />
Kardeşi Hacı Sabancı vefat etti. </p>
<p>1999 &#8211; 170 Milyon dolarlık yatırımla, Türk eğitimine yeni bir soluk getirmesi hedeflenen SABANCI ÜNİVERSİTESİ İstanbul&#8217;da açıldı.<br />
Çukurova Üniversitesi tarafından onbirinci onursal doktorası takdim edildi. </p>
<p>2000 &#8211; &#8220;Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi&#8217;nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi&#8221; Paris&#8217;te Louvre Müzesi&#8217;nde sergilendi. </p>
<p>2001 &#8211; Sabancı ve DuPont&#8217;un yüzde 50-50 ortaklığıyla 4 kıtada toplam 16 fabrika ile faaliyet gösteren DUPONTSA ve DUSA INTERNATIONAL şirketleri kuruldu. </p>
<p>Sakıp Sabancı ve ailesi ABD Başkanı Bill Clinton&#8217;ın davetlisi olarak Beyaz Saray&#8217;a gittiler. </p>
<p>Fransız Hükümeti,&#8221;Altın Harfler&#8221; koleksiyonunun Louvre Müzesi&#8217;nde sergilenmesini gerçekleştirerek Fransız-Türk kültür ilişkilerine yaptığı katkılar ve Fransa&#8217;nın önde gelen şirketlerinden Danone, Carrefour ve BNP ile sürdürdüğü başarılı ortaklıklarından dolayı, Elysée Sarayı&#8217;nda yapılan törenle, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından Sakıp Sabancı&#8217;ya &#8220;Légion d&#8217;honneur&#8221; şeref nişanı takdim edildi.</p>
<p>Sakıp Sabancı öldü</p>
<p>Hacı Ömer Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sakıp Sabancı, 10 Nisan 2004 tarihinde tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. 12 Nisan 2004 tarihinde Devlet töreniyle defnedilen Sakıp Sabancı&#8217;nın cenazesine, iş, siyaset ve sanat dünyasının temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.askyap.com/biyografi/sakip-sabanci-07-04-1933-10-04-2004.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Banu Alkan</title>
		<link>http://www.askyap.com/biyografi/banu-alkan-2.html</link>
		<comments>http://www.askyap.com/biyografi/banu-alkan-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 15:53:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Efsane</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[albümü]]></category>
		<category><![CDATA[anne babası sokakta kaldı]]></category>
		<category><![CDATA[askyap]]></category>
		<category><![CDATA[banu alkan]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[evine haciz geldi]]></category>
		<category><![CDATA[katıldığı programlar]]></category>
		<category><![CDATA[şarkıları]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.askyap.com/?p=2390</guid>
		<description><![CDATA[KREDİ BORCUNU ÖDEMEYEN BANU ALKAN ZOR DURUMDA.. VİLLASI JANDARMA ZORUYLA BOŞALTILDI. ALKAN&#8217;IN ANNE VE BABASI SOKAKTA KALDI.. 
2000 yılında &#8216;Nerdeee bende site kuracak para&#8217; repliğiyle ününe ün katan, magazin gündeminin en tepesine yerleşen Yeşilçam&#8217;ın Afrodit&#8217;i Banu Alkan, evinden jandarma zoruyla çıkarıldı&#8230; Banu Alkan, 1998 yılında Ziraat Bankası&#8217;ndan 5 milyar lira kredi aldı. Ancak, kredi borcunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KREDİ BORCUNU ÖDEMEYEN BANU ALKAN ZOR DURUMDA.. VİLLASI JANDARMA ZORUYLA BOŞALTILDI. ALKAN&#8217;IN ANNE VE BABASI SOKAKTA KALDI.. </p>
<p>2000 yılında &#8216;Nerdeee bende site kuracak para&#8217; repliğiyle ününe ün katan, magazin gündeminin en tepesine yerleşen Yeşilçam&#8217;ın Afrodit&#8217;i Banu Alkan, evinden jandarma zoruyla çıkarıldı&#8230; Banu Alkan, 1998 yılında Ziraat Bankası&#8217;ndan 5 milyar lira kredi aldı. Ancak, kredi borcunu ödemeyen sanatçının, Balıkesir&#8217;in Edremit ilçesi Altınoluk&#8217;taki lüks villası 24 Şubat 2000&#8242;de icra yolu ile satıldı. Alkan&#8217;ın anne ve babasının da oturduğu villa 26 milyar 500 milyon liraya Mehmet Yüzüak&#8217;a satıldı. Bunun üzerine Yeşilçam&#8217;ın Afrodit&#8217;i satış için Yargıtay&#8217;a ret davası açtı; ancak kaybetti. Alkan, gönderilen ihbarları dikkate almadı ve villayı boşaltmadı. EŞYALAR BAHÇEDE&#8230; Ve 25 Mayıs 2001&#8230; Villayı satın alan Mehmet Yüzüak&#8217;ın avukatı ve icra memurları, Altınoluk Jandarma ekiplerinin gözetiminde villayı boşalttı. Alkan&#8217;ın değerli eşyaları da haciz edilirken anne ve babası ise sokakta kaldı. Edremit İcra Dairesi tarafından haciz edilen beyaz eşyalar ile mobilyalardan oluşan değerli eşyalar paraya çevrilmek üzere yediemine alındı. Alkan Ailesi, geceyi komşularında geçirdi. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.askyap.com/biyografi/banu-alkan-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ece Erken ( 11.05.1978)</title>
		<link>http://www.askyap.com/biyografi/ece-erken-11-05-1978.html</link>
		<comments>http://www.askyap.com/biyografi/ece-erken-11-05-1978.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 15:51:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Efsane</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[artıları]]></category>
		<category><![CDATA[askyap]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[ece erken]]></category>
		<category><![CDATA[eksileri]]></category>
		<category><![CDATA[sabah programları]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[takıntıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.askyap.com/?p=2388</guid>
		<description><![CDATA[Doğum Yeri:Çorlu
Doğum Tarihi:11.05.1978
Göz Rengi:Mavi-Yeşil
Boy:1.68
Kilo:51
Öğrenim Durumu:Beşiktaş Atatürk Lisesi
Dinlediği Müzik Türü:Pop
Sevdiği Yemek:Spagetti
İlgilendiği Spor Dalları:Tenis, binicilik, kar kayağı, izleyici olarak futbol
Tuttuğu Takım:Beşiktaş
Aşk:Hiç yaşamadığım bir duygu
Hobiler:Araba sürmek, müzik, sinema
Fobiler:Başarısızlık, yanlış anlaşılmak, insanları üzecek bir davranışta bulunmak.
Yabancı Dil:Çok iyi derecede İngilizce
Gelecekten Beklentisi:İyi bir haber spikeri olmak
Örnek Aldığı İnsan:Herkesten birşeyler kapıyorum
Sunuculuk Kariyeri:Kral TV, Star, Kanal 6, Number One TV, Genç TV, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum Yeri:Çorlu<br />
Doğum Tarihi:11.05.1978<br />
Göz Rengi:Mavi-Yeşil<br />
Boy:1.68<br />
Kilo:51<br />
Öğrenim Durumu:Beşiktaş Atatürk Lisesi<br />
Dinlediği Müzik Türü:Pop<br />
Sevdiği Yemek:Spagetti<br />
İlgilendiği Spor Dalları:Tenis, binicilik, kar kayağı, izleyici olarak futbol<br />
Tuttuğu Takım:Beşiktaş<br />
Aşk:Hiç yaşamadığım bir duygu<br />
Hobiler:Araba sürmek, müzik, sinema<br />
Fobiler:Başarısızlık, yanlış anlaşılmak, insanları üzecek bir davranışta bulunmak.<br />
Yabancı Dil:Çok iyi derecede İngilizce<br />
Gelecekten Beklentisi:İyi bir haber spikeri olmak<br />
Örnek Aldığı İnsan:Herkesten birşeyler kapıyorum<br />
Sunuculuk Kariyeri:Kral TV, Star, Kanal 6, Number One TV, Genç TV, Show TV </p>
<p>Hayatım&#8230; 11 Mayıs 1978&#8242;de Çorlu&#8217;da doğdum. Burcum Boğa. Babam subay olduğundan dolayı sürekli gezdik. Ağrı, Ankara, Kıbrıs&#8217;ta yaşadım. Şuanda İstanbul&#8217;da yaşıyorum. Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi mezunuyum. Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde televizyon ile ilgili bir bölümde okumak isterdim. İş hayatıma 12 yaşımda, Kıbrıs&#8217;ta Bayrak Radyo Televizyon&#8217;da başladım. Sonra sırasıyla; Ankara&#8217;da Radyo Vizyon&#8217;da ve Radyo Genç&#8217;te çalıştım. Ardından İstanbul&#8217;a geldim ve Kral TV&#8217;de işe başladım. Kral TV&#8217;den sonra ise, Metropol FM, Alem FM, Show Radyo ve son olarak Radyo Viva&#8217;da çalıştım. Televizyonculukta işe ilk Star kanalında başladım. Daha sonra, Kanal 6, Number One TV, Genç TV&#8217;de çalıştım. 4 yıldır da Show TV&#8217;de program yapıyorum. Bu kanaldaki sabah programım 3 yıldan beri devam ediyor. </p>
<p>Ailem ve arkadaşlarım&#8230; </p>
<p>Babamla annem ayrıldı, babam başkasıyla evlendi. Bir ağabeyim var. Deniz Harp Okulu mezunu, şimdi teğmen. Ağabeyim de evlendiği için, ben annemle yaşıyorum. Ayrı eve çıkmayı çok istiyorum ama annem izin vermiyor. Adnan Polat&#8217;ın yaptırdığı Polat Residence&#8217;da yeni bir ev aldım, annemle oraya yerleşeceğiz. Oraya geçince evimle daha çok ilgileneceğimi düşünüyorum. Çünkü bana ait bir ev olması çok önemli. Evde boş zamanım olduğunda kendim için yararlı işler yapmak isterim. Internet ile ilgilenmek de bunlardan biridir. Internet hem beni oyalıyor, hem de bana çok şey öğretiyor. Daha çok alışveriş yapabileceğim sitelere giriyorum. Henüz hiç alışveriş yapmadım, çünkü kredi kartımın numarası başkaları tarafından kullanılabilir diye korkuyorum. Ancak yapmayı da çok istiyorum. Evde olmadığım zamanlarda arkadaşlarımla sinemaya gidiyorum, akşamları yemeğe çıkıyorum. Ev hayatını seviyorum ancak dışarıda olmak daha çok hoşuma gidiyor. Tatilimi hep Bodrum&#8217;da yapıyorum. Yurtdışına gitmeyi çok seviyorum ve istiyorum. En son annem ile Paris&#8217;e gittik. İnanılmaz eğlendim, ama orası anne ile değil de mutlaka erkek arkadaş ile gidilmesi gereken bir yer. Çok romantik, herkes elele, gözgöze. Ben, arkadaşlıkta güvene çok önem veririm. Arkadaşımın, bana ait bir sırrı sonuna kadar taşıyacak birisi olması lazım. Dürüstlüğe çok önem verdiğimden, bana karşı her zaman dürüst olmalı. Çok arkadaşım yoktur. Hatta babam subay olduğu için, çok fazla çocukluk arkadaşım da yoktur. Demet isminde bir arkadaşım var, ve en çok görüştüğüm insan da odur. Onunla 5-6 yıldan beri çok iyi dostuz ve benim her sırrımı bilmesine rağmen bir tek sırrımı bile açıklamamıştır. Benim için bu çok önemli. Yani zor günümde, sevgilimse sevgilimin, arkadaşımsa arkadaşımın yanımda olması gerek. Bu çok önemli, çünkü zaten mutlu günümüzde herkes çevremizde. Sadece 2-3 tane kız arkadaşım var, onlar da bana yetiyorlar. Çünkü çok arkadaş çok can yakar gibi geliyor bana. </p>
<p>Sevdiklerim ve Sevmediklerim&#8230; Müzik dinlemekten çok hoşlanıyorum. İşimi çok seviyorum, programımı zevk alarak yapıyorum. Yalan, aldatma ve gürültü sevmediğim şeylerdir. Saygı benim için çok önemlidir, bence herkes birbirine karşı saygılı olmalı. Ayrıca araba kullanmayı, eğlence mekanlarına gitmeyi ve dans etmeyi çok severim. Erkek arkadaşımla yemeğe ya da sinemaya gitmek beni mutlu eder. Papermoon&#8217;da yemek yemeyi, Bayo Latino&#8217;da eğlenmeyi severim. Giyim konusunda ise tercihim genelde spor giyinmektir. Sevdiğim markalar; Donna Caran, Vakkorama, Mango, Homestore gibi gençlerin giyindiği yerlerdir. Yemek yemeyi severim ancak yapmayı sevmem, elimden de gelmez. Bir gün erkek arkadaşıma yemek yapacağıma söz vermiştim. Ancak isteksizliğimi anlayınca, yemeği o yaptı ve bana da öğretti.</p>
<p>Gelecekle ilgili planlarım&#8230; İyi bir evlilik yapmak istiyorum, ancak şimdilik erken diye düşünüyorum. Hayatımda birisi olunca saklamam. Gencim, bekarım, bir sevgilim olması doğal. Evliliğe giden bir ilişkim olsun istiyorum. Çocuk sahibi olmak istiyorum. İş hayatım ile iligili yeni projelerim var. 3 yıldır bir sabah programı sunuyorum ve artık insanlar beni o programla özdeşleştirdiler. Başka programlar yapmayı düşünüyorum. Mesela yarışma sunmak istiyorum. Prime time&#8217;a geçmek ve diğer yeteneklerimi de sergileyebilmek istiyorum.<br />
Alışkanlıklarım&#8230; Dişimi mutlaka fırçalıyorum. Yemek yedikten sonra dişlerimi fırçalamazsam bir rahatsızlık hissediyorum. Giyimime de çok özen gösteririm. Gündelik hayatımda değil de bir arkadaşım ile buluşurken, gece çıkarken ya da bir davete giderken giyimime çok dikkat ederim. Çok sık su içerim. Telefonla çok konuşurum, inanılmaz bir telefon saplantım var. Elimde sürekli telefon, ya telefon açarım ya da mesaj yollarım. Tenisi çok seviyorum. Geçen sene her gün ders alıyordum, bu sayede kendimi oldukça geliştirdim. Kayak yapmayı da çok seviyorum. Ayrıca diziden dolayı ata çok biniyordum. Ama at beni kaçırdığından beri binmiyorum.</p>
<p>Kendimde gördüğüm artılar eksiler&#8230; Artılarım; sempatik oluşum, güleryüzlü oluşum, neşeli oluşum. Ayrıca, fiziksel olarak gözlerimi beğenirim. Eksilerim; çok çabuk sinirleniyor ve üzücü olaylar karşısında kendimi fazla yıpratıyor olmam, en ufak birşeye kafamı takıyor ve çok sık ağlıyor olmam. Çok sulugözüm. Özellikle sevgilim varsa, onunla ilgili herşeyi kafama takarım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.askyap.com/biyografi/ece-erken-11-05-1978.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Enver Paşa  ( 1881)- (04.08.1922</title>
		<link>http://www.askyap.com/biyografi/enver-pasa-1881-04-08-1922.html</link>
		<comments>http://www.askyap.com/biyografi/enver-pasa-1881-04-08-1922.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 15:48:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Efsane</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[enver paşa]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[şehitler]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[türklük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.askyap.com/?p=2386</guid>
		<description><![CDATA[1881 yılında İstanbul&#8217;da doğdu. Soğukçeşme Askeri Rüştiyesinde öğrenim gördü. Harp Okulunu 1899&#8242;da piyade teğmeni olarak bitirdikten sonra, 1903&#8242;te kurmay yüzbaşı olarak Harp Akademisinden mezun oldu. Selanik&#8217;teki üçüncü ordunun emrine girdi. 1906&#8242;da binbaşı oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucuları arasına katıldı. Bu topluluk içinde tutunup, kendini sevdirdi.II. Meşrutiyet&#8217;in ilan edilmesinde önemli rol oynadı. Makedonya Genel Müfettişliği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1881 yılında İstanbul&#8217;da doğdu. Soğukçeşme Askeri Rüştiyesinde öğrenim gördü. Harp Okulunu 1899&#8242;da piyade teğmeni olarak bitirdikten sonra, 1903&#8242;te kurmay yüzbaşı olarak Harp Akademisinden mezun oldu. Selanik&#8217;teki üçüncü ordunun emrine girdi. 1906&#8242;da binbaşı oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucuları arasına katıldı. Bu topluluk içinde tutunup, kendini sevdirdi.II. Meşrutiyet&#8217;in ilan edilmesinde önemli rol oynadı. Makedonya Genel Müfettişliği ve Berlin Ateşemiliterliği gibi görevlerde bulundu. 31 Mart olayında Hareket ordusuna katıldı. İşkodra mutasarrıfı ve cephe komutanı olarak İtalyan saldırısına başarıyla karşı koyan Enver Paşa, 1912&#8242;de yarbay oldu. 23 Ocak 1913&#8242;te İttihat ve Terakki tarafından düzenlenen Babıali baskınına katıldı. Sadrazam Kamil Paşanın istifasını sağladı. Böylece İttihat ve Terakki Cemiyetinin iktidarı ele geçirmesinden sonra, Edirne&#8217;nin kurtarılmasında önemli rol oynadı. Bu başarısından sonra albaylığa ardından da tuğgeneralliğe yükselen Enver Paşa, 1914&#8242;te de Sait Halim Paşa hükümetinde Harbiye Nazırı oldu. Şehzade Süleyman&#8217;ın kızı ile evlendi. Orduda bazı düzenlemeler yapan Enver Paşa, Fransız modeli yerine Alman stilini uyguladı. </p>
<p>Birinci Dünya Savaşına Almanların yanında katılmamızda etkin rol oynayanlar arasındaydı. Dünya Savaşının Osmanlı İmparatorluğunun yenilgisi ile sonuçlanmasından sonra İttihat ve Terakki partili arkadaşlarıyla birlikte, önce Odessa&#8217;ya, oradan da Berlin&#8217;e gitti; daha sonra Rusya&#8217;ya geçti. Anadolu&#8217;daki Milli Mücadele hareketine katılmak istediyse de kabul edilmedi. 1920 Eylülünde Bakü&#8217;de Doğu Ulusları toplantısına katıldı ve Batum&#8217;da Türkiye Şuraları Partisini kurarak Türkistan&#8217;ı kurtarma hareketini başlattı. Ancak Rus kuvvetleri karşısında başarılı olamadı. 4 Ağustos 1922&#8242;de Tacikistan&#8217;da, Belcivan yakınlarında bir çarpışmada öldü ve Çeğen köyüne defnedildi.</p>
<p>HAKKINDA YAZILANLAR</p>
<p>1.Enver Paşa<br />
Cilt: 2 1908-1914<br />
Makedonya&#8217;dan Ortaasya&#8217;ya<br />
Şevket Süreyya Aydemir<br />
Remzi Kitabevi / Tarih Anı İnceleme Dizisi</p>
<p>2.Enver Paşa&#8217;nın Özel Mektupları<br />
Arı İnan<br />
İmge Kitabevi Yayınları </p>
<p>İttihat ve Terakki&#8217;nin ünlü liderlerinden Enver Paşa, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun son beş yılına damgasını vurdu. &#8220;Enveriye yazısı&#8221;, &#8220;Enveriye bıyığı&#8221;, &#8220;Enveriye kalpağı&#8221; moda oldu. Almanlar imparatorluğu &#8220;Enverland&#8221; diye anmaya başladı. Kimilerince Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nu gereksiz yere Birinci Dünya Savaşı&#8217;na sokup parçalanmasına yolaçmakla suçlanan Enver Paşa, kimilerince de katıksız bir yurtsever, büyük bir asker ve devlet adamı olarak görüldü. 1922 yılında, &#8220;Turan&#8221; devleti kurma düşlerinin peşinde Tacikistan&#8217;da Ruslarla çarpışırken ölen bu siyaset adamının aynı zamanda ateşli bir sevgili olduğunu biliyor muydunuz? Elinizdeki kitap Enver Paşa&#8217;nın çalkantılı özel yaşamının birinci elden tanıklığıdır.<br />
Büyük bölümü ilk kez basılan bu mektuplar yalnızca tarihçiler için paha biçilmez bir belge hazinesi değil, bütün okurlar için sürükleyici bir serüven niteliğinde.</p>
<p>3.Kendi Mektuplarında Enver Paşa<br />
Şükrü Hanioğlu<br />
Der Yayınları / Araştırma Dizisi </p>
<p>4.İstiklal Harbimizde Enver Paşa ve İttihat Terakki Erkanı<br />
Kazım Karabekir<br />
Tekin Yayınevi </p>
<p>Kurtuluş Savaşımızın başlıca kahramanlarından biri olan rahmetli General Kazım Karabekir&#8217;in (1882-1948) bu eseri, 1. Dünya Savaşında Osmanlı ordularının başkomutanı olarak yenilgiye düşüp Avrupa&#8217;ya kaçmış olan Enver Paşa ile Cemal ve Talat Paşalar gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti (Fırkası) kurucuları ve erkanının özellikle Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında yaptıklarını -belgelere dayanarak- anlatır. Önemli belgeler arasında Halk Şuralar Fırkası programı ile İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı nizamnamesi de vardır. 1920-23 yıllarını kapsayan bu değerli anılar, Enver Paşa&#8217;nın Kafkaslar&#8217;dan Orta Asya&#8217;daki feci öldürülüşüne kadar geçen bütün yaşamını anlattığı gibi, Onun ve yandaşlarının Kurtuluş Savaşındaki olumsuz etkinliklerini de belirtmektedir.</p>
<p>5.Şehitler Ölmez<br />
4 Ağustos 1922: Enver Paşanın Şahadeti<br />
Yeni Avrasya Ağustos 2001</p>
<p>Ağustos ayı, Türk Milleti’nin zaferler ayı. Ama aynı zamanda büyük Türk kahramanlarının da şehit oldukları bir ay. 4 Ağustos 2001 tarihinden itibaren Türk Dünyası Kültür Merkezi’ni süsleyen büyük Türk kahramanı Enver Paşa’nın resimleri de işte böyle büyük bir kahramanın anısını yaşatmaya çalışıyordu.</p>
<p>Genç Türkler Hareketi’nin hürriyet kahramanı İsmail Enver, 1880’de İstanbul’da doğdu. Genç bir subayken, Temmuz 1908’de ihtilalin muzaffer bayrağı ile Makedonya dağlarından iniyordu. O artık ordunun ve milletin yıldızı idi. Bu yıldız, onun başkomutan olarak girdiği Birinci Cihan Harbine dek parladı. Savaşın bilinen seyri ve ülkenin içine düştüğü acılar, onun da kaderini belirledi. Kısa ve yoğun bir hayata sığdırılamayacak kadar zafer ve yenilgiyi bir arada yaşadı. Enver Paşa’nın yaşamını sonlandıran, Orta Asya’daki ümitsiz mücadelesi bile, tarihimizde benzeri çok olan bütün arayışların, bir başka büyük örneği olarak yer aldı. Bu hareketi her ne kadar gerçeklerle çelişse de, Türk insanının ruhuyla çelişmeyen bir çıkış, bir atılış olarak hatıralarımızda anıtlaştı.<br />
Enver Paşa, Orta Asya’ya koşarken, ona nice övgülerle, &#8220;Hakanların Hakanı, Padişahların en büyüğü&#8221; diye hitap edilmişti. Onun rüyalarını süsleyen; Gazneli Mahmut’ların, Babür Şah’ların, Timurların bile karşılaşmadıkları jeopolitik kanunlar, yaşanılan çağın ideolojik akımları, silahlı düşmanlardan daha tehlikeli ve güçlü olarak karşısına dikildiler. Üstelik; &#8220;Gökkubbe sağırdı. Buhara, Semerkant, Taşkent ufuklarında artık başka rüzgarlar esiyordu. Onun mihnetli günler yaşadığı Duşanbe çevresiyle, Kurgan-Tube, Baysun ve nihayet toprağa düştüğü Balcıvan illeri, geçmişe karşı hafızasızdı. Pamir dağları ise, haşmetli olmaktan ziyade, soğuk ve cesaret kırıcıydı&#8230;&#8221; (1)</p>
<p>Enver Paşa canı gibi sevdiği Türkistan’da sürdürdüğü özgürlük mücadelesinde son ümitlerini de yitirmişti. Önünde Rus ordularınca gerçekler, ardında Pamir dağlarının doruklarınca temiz idealler arasında kuşatılmıştı. İdeal ile gerçeğin, artık aşılması mümkün olmayan sınırına varmış, yol bitmişti.</p>
<p>Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa isimli eserinde, onun unutulmaz şahadet anını şöyle anlatır:<br />
&#8220;Şimdi 4 Ağustos 1922 tarihindeyiz. Kurban Bayramı’nın birinci günüdür&#8230; Enver Paşa, maiyetinde kalanların, evin önünde toplanmasını ve onların bayramını kutlayacağını söyler. Toplanılır. Kalan askerlerine dualarını, tebriklerini bildirecek ve kendilerine bir miktar para verecektir. Asker başlarına ise, kendilerinin de bildikleri gibi, onlara sunacak bir şeyi olmadığını söyleyecek ve bu müşterek mücadelelerin hatırası olarak kendilerine, kendi mühür ve imzasıyla birer belge, hatta rütbeler verecektir.<br />
Balcevan Beyi Devletment Bey de Enver Paşa’ya , altın ve gümüş işlemeli bir çapan, yahut ipekli cübbe ile bir sarık hediye etmiştir. Hulasa herkes bu hüzünlü Kurban Bayramının havası içindedir. Çünkü bilinir ki bu günler, artık son beraberlik günleridir. Arkadan ve çevreden ise düşman ilerler. Doğudaki Pamirler yol vermez karlı dağlardır. Kesilen kurbanların toprağa akan kanları, hala tazedir.</p>
<p>İşte tam bu tören sırasındadır ki doğuda, vadinin dere-i Hakiyan kısmı ile Çeğan tepesi istikametinden silah sesleri gelir. Bu bir baskındır ve tören yerindeki kalabalık, baskıncıların makineli tüfek ateşleri altında eriyebilir.</p>
<p>İşte o anda Enver Paşa, hemen atına atlar. Dört beşi Osmanlı Türklerinden olmak üzere 25 kadar atlı, hemen onu takip ederler. Doğru Çeğan Tepesi’ne yönelinir. Çegan, Abıderya suyunun kuzey sırtlarına düşer. Altta, Dere-i Hakiyan vadisi uzanır. Çeğan, Balcevan’a (yahut Belh-i Cevan) 15 kilometre kadar doğudadır. Tepede mevzilenmiş ve makineli tüfekleri bulunan bir düşman müfrezesine karşı aşağıdan, vadiden ve ancak atlar üstünde çekilmiş kılıçlarla, azlık bir nevi fedai süvari grubunun saldırıya geçişinin sonu bellidir. Ama Enver Paşa en öndedir. Atını yıldırım gibi sürer. Kılıcıyla havayı yararak koşar. Yanındakiler de ondan geri kalmazlar.</p>
<p>Bir Kumandanın, bir Başkumandanın, bir baskın müfrezesine karşı en önde ve atla, kılıçla karşı çıkışı, askeri savaş usullerine sığmaz. Ama burada artık askerlik değil, yolun sonu, son hamle ve beklenen sonu arayış konuşacaktır. Bu son ise, ölüm ve şahadettir&#8230;</p>
<p>Şimdi bütün yollar kapalıdır ve 1908’de Makedonya dağlarında başlayan serüven artık Himalaya dağlarının kuzey silsilelerini teşkil eden Pamir eteklerinde, yiğitçe sona erecektir.</p>
<p>Öyle de olur. Ceğan tepesinde ve Kulikov kumandasında ateş saçan mitralyözlerin üzerine, yalın kılıçlarla hücum eden bu 25 kadar süvarinin akıl almaz saldırısı, karşı tarafta, hatta şaşkınlık da yaratır. Bu kılıçların altında yaralananlar, teslim olanlar bile olur. Öndeki mitralyöz susturulmuştur bile, ama ateş kesilmez ki. Daha arkadaki ikinci mitralyöz, ateşini, huzmesini, en önde ilerleyenlerin üzerinde yoğunlaştırır. Bunların en önünde de, Enver Paşa vardır. Böylece, çağdaş Mitralyöz, ortaçağın ünlü silahı olan kılıcı yener. Enver Paşa vurulur. Atından düşer. Onunla beraber diğerleri de yerlere serilirler. Paşanın kır atı Derviş, bütün bu tür sahnelerde olduğu gibi, efendisinin baş ucundadır. Ama mitralyözün şeritleri ateşlerini kusmaya devam ederler. Derviş de önce ön iki ayağı üzerine çöker. Sonra yana devrilir. O da son nefesini vermiştir.</p>
<p>Çeğan tepesine arkadan kalabalık yardımcılar gelemez. Abıderya panik içindedir. Ama Doğu Buhara Beylerinin en vasıflısı, en sadık olanı ve en yiğidi olan Balcevan Beyi Devletment, köye biraz geç yetişmiştir. Paşasının Çeğan’a saldırdığını öğrenince, hemen atına atlar. Son sahneye yetişir. Ve Devletment Beyin de cesedi, bu tepede Paşasının biraz berisinde toprağa serilir.&#8221; (2)<br />
Bu büyük kahraman asker, 42 yaşında, Türklük ideali uğrunda şehit düştüğü Türkistan topraklarında, diğer şehitlerle birlikte, Abıderya Suyu kenarında ve vadisindeki Abıderya köyünde, bir pınarın başındaki ceviz ağacının altına gömülür ve Türkistan, yeniden özgürlüğüne kavuşuncaya dek burada inatla bekler. İdeallerinin gerçekleştiğini görünce de, ebedi istirahatgâhına çekilmek üzere, İstanbul’a getirilir. Tören sırasında onu yeniden toprağa vermek üzere mezarına inen Ayvaz Gökdemir; bu büyük kahramana ait naaşın 70 yıldır hiç bozulmadan kaldığını görür. Şehitlerle ilgili olarak söylenen bir mucize daha gerçekleşmiş, Şehid Enver Paşa’nın naaşı da bozulmadan doğduğu yere dönmüştür&#8230;<br />
(1),(2) Makedonya’dan orta Asya’ya ENVER PAŞA, Şevket Süreyya Aydemir, 3.cilt, 1972 İstanbul</p>
<p>6.İstiklal Harbimizde<br />
İttihat Terakki ve Enver Paşa<br />
2 Cilt Takım<br />
Kazım Karabekir<br />
Emre Yayınları / Cumhuriyet Tarihi Dizisi<br />
Hazırlayan: Orhan Hülagü<br />
İstanbul Haziran 2001</p>
<p>Enver Paşa, Harb-i Umumi&#8217;den mağlup çıkılması üzerine Berlin&#8217;e kaçmak zorunda kalmıştı. Buradan Rusya&#8217;ya<br />
geçen Paşa Moskova&#8217;da İngiliz emperyalizmine karşı birlikte mücadele etmek için Sovyet devlet adamları<br />
ile görüşerek onlardan anadolu hareketine silah yardımı yapmalarını istedi. Ve Rusya&#8217;nın desteğiyle kurulan İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı adlı cemiyetin başına geçerek Anadolu&#8217;da şubeler açmak istedi ve 1920 Eylül&#8217;ünde gerçekleşen Doğu Halkları<br />
Kongresi&#8217;ne katıldı.</p>
<p>Bir ara Berlin&#8217;e döndüyse de fazla kalmayarak yine Moskova&#8217;ya geldi. Ve Ankara hükümetinin temsilcisi ile görüşmeler yaptı. Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya bir mektup yazarak hakkındaki söylentileri ve anadolu hareketinin başına geçeceği iddialarını yalanladı; fakat Yunan saldırısının başlaması ile Anadolu&#8217;ya geçme fikriyle Batum&#8217;a geldi.</p>
<p>Bütün bu gelişmeler olurken beride Anadolu&#8217;da gözle görülecek bazı faaliyetler belirdi: Trabzon&#8217;da Enver Paşa&#8217;ya taraftarlığı ile bilinen Yahya Kahya, mahkum ve kaçaklardan oluşan bir tabur meydana getirerek başına buyruk bazı işler yapmaya ve Enver&#8217;in yakında döneceğini açıkça telaffuz etmeye başladı. Diğer taraftan, gelişmeler Büyük Millet Meclisi&#8217;nde bulunan<br />
kırk civarındaki İttihatçı mebuslarda da yankısını buldu. Bu gelişmelerden rahatsızlık duyan Mustafa Kemal Paşa, Rus hükümetiyle anlaşarak, Enver Paşa&#8217;yı devre dışı bıraktı.</p>
<p>Rusların desteklerini kaybettiğini ve Anadolu&#8217;da da birşey yapamayacağını anlayan Enver Paşa bu kez, Türkistan&#8217;a yönelerek, buradaki Türkleri Ruslara karşı istiklal mücadelesi vermek üzere örgütlemek istedi ve bu yolda da can verdi.</p>
<p>İlk baskısını 1967&#8242;de yapan bu eser; o sırada Şark&#8217;ta bulunan Kazım Karabekir&#8217;in kendi gözlem, hatıra ve bilgileriyle birlikte, bu maceranın kahramanlarının 1920-23 arasındaki resmi-özel yazışma ve mektuplarının suretlerinden oluşan birinci elden bir kaynak<br />
niteliğindedir. Ayrıca, aynı hadiselerle bağlantılı olan Yahya Kahya ile Mustafa Subhi&#8217;nin öldürülmesi olayları ve bunlarla ilgili belgeler de, eserde ele alınan konulardandır.</p>
<p>Enver Paşa ve İttihat ve Terakki erkanının Milli Mücadeledeki faaliyetlerine dair ilk elden bilgi, belge ve anılar veren eser, İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı nizamnamesi, Halk Şuralar Fırkası Programı ve Meclis tarafından Kahya Yahya olayını incelemek üzere<br />
Bursa mebusu Mustafa Fehmi Efendi başkanlığında oluşturulan tahkik heyetinin raporu gibi çok önemli belgeri de içermektedir.<br />
(Arka Kapak)</p>
<p>7.Enver Paşa<br />
Abdullah Recep Baysun<br />
Erol Cihangir<br />
TURAN KÜLTÜR VAKFI</p>
<p>&#8220;İdeallerinizi gerçekleştiremiyorsanız, gerçeklerinizi idealleştirin&#8221; diyerek &#8220;Turan Barışı&#8221; için yola çıkan Enver Paşa Hazretleri -Paşam başaramazsanız ne olur? Serzenişine karşılık O&#8217;nun, &#8220;-başaramazsam öleceğimi biliyorum hiç olmazsa ölümümle Batı Türklüğü ile Doğu Türklüğü arasında manevi bir bağ olurum&#8221; dediği üzere gerçekten Enver Paşa Turan yolunda şehit olarak Batı ile Türkistan (Asya) Türklüğü arasında muhkem ama bir o kadar da narin ve nezih bir bağ olmuştur. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.askyap.com/biyografi/enver-pasa-1881-04-08-1922.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmet Kaya ( 1958)- (16.11.2000)</title>
		<link>http://www.askyap.com/biyografi/ahmet-kaya-1958-16-11-2000.html</link>
		<comments>http://www.askyap.com/biyografi/ahmet-kaya-1958-16-11-2000.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 15:45:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Efsane</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet kaya]]></category>
		<category><![CDATA[askyap]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılığın hediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[duruşu]]></category>
		<category><![CDATA[giderim]]></category>
		<category><![CDATA[kum gibi]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[şarkıları]]></category>
		<category><![CDATA[sesi]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.askyap.com/?p=2384</guid>
		<description><![CDATA[Dibine vurmuş gecelerden geldim&#8230; Yalanım yok&#8230; Bir cebimde küfür, bir cebimde çocuklara şekerle yaşadım. Hepinizin gurbetindeyim şimdi&#8230; Eyvallah!..
Ahmet Kaya, Malatya&#8217;da beş çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak 1957 yılında dünyaya geldi. Mensucat işçisi bir baba, çocuklarını yetiştirmekle yükümlü bir anne ve diğer dört kardeşle birlikte geçen çocukluk&#8230; Babası, neredeyse onun boyu kadar olan bir bağlama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dibine vurmuş gecelerden geldim&#8230; Yalanım yok&#8230; Bir cebimde küfür, bir cebimde çocuklara şekerle yaşadım. Hepinizin gurbetindeyim şimdi&#8230; Eyvallah!..</p>
<p>Ahmet Kaya, Malatya&#8217;da beş çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak 1957 yılında dünyaya geldi. Mensucat işçisi bir baba, çocuklarını yetiştirmekle yükümlü bir anne ve diğer dört kardeşle birlikte geçen çocukluk&#8230; Babası, neredeyse onun boyu kadar olan bir bağlama ile eve geldiğinde mutluluğun bu olduğunu düşünür. Dokuz yaşındadır daha. 24 Temmuz İşçi Bayramı’nda sahneye çıkarırlar onu, bir daha unutmaz bunu&#8230;<br />
Yaz tatillerinde, ya plakçıda ya da tanıdıkların minibüsünde çalışır. &#8216;Başar ağabey&#8217;yi tutuklanınca Ahmet, küçük bağlaması ile ilk bestesini yapar: &#8220;Bir Wolksvagen alacağım, Adını ‘Başar’ koyacağım&#8221; der&#8230; Ruhi Su’nun plaklarını satın alan Ahmet Kaya, bol paçalı pantolonlar giyen uzun saçlı 68’lilerden etkilenen gençir artık&#8230;<br />
Mensucat fabrikasından emekli olan babası, daha iyi bir yaşam için İstanbul’a göç eder. İstanbul/Kocamustafapaşa’ya yerleşirler. Ahmet Kaya&#8217;nın ilk izlenim ‘korkudur. </p>
<p>Ahmet Kaya, ortaöğrenimini tamamlamaya çalışırken yetmişli yılların toplumsal çatışmalarının farkına varmardı. Ora&#8217;dan gelmiş olmanın farklılığını, bu yeni kültür ve yaşam biçimi ile içiçe yaşar. Türküler, devrimci marşlar, Ruhi Su ve Zülfü Livaneli’den müzikal anlamda etkilendiğini inkar etmez, ama kedi sesini arar. Bütün boş zamanlarda bağlama çalıp şarkılar söyler. İlk bestelerini bugünlerde yapar. Boğaziçi Üniversitesi’nde bir panelede Ruhi Su’yla karşılaşır. Ustayı çok sevse de yetmeyen birşeyler vardır Ahmet Kaya için, bunu ifade etmeye çalışır Ruhi Su’ya. Ruhi Su&#8217;nun &#8216;Mahsus Mahal&#8217; türküsünü kendince yorumlar O&#8217;na. Bağlamanın sapını tutan Ruhi Su, &#8216;Böyle bağlama çalınmaz!&#8217; der. Oysa Ahmet Kaya asi. Farklı birşeyler yapmak ve kendini aramaktadır. Yıllar sonra verdiği ilk resitalin afine &#8216;Bağlama Böyle De Çalınır&#8217; &#8216;i spota çıkaracaktı.</p>
<p>Seksenli yılların başı talihsizliklerle geçer. Evliliği biter, bebeği ondan ayrı büyümeyecektir ve çok zordur. Bu dönem bestelerinin olgunlaştığı dönemleridir bu yıllar. Sadece müzikle kendini ifade eden Ahmet Kaya, 1985 yılına geldiğinde kararını verir. &#8216;Zamanıdır&#8217; deyip, oltuğunun altında şarkılarını alıp, Unkapanı’nın yolunu tutar. Dinleyenlerin hiçbir kategoriye koyamadığı bu müziğe kimse yüz vermez. Sonraki günlerde arkadaş yardımları ve kendi olanakları ile ilk albümünü yapar. Ama hemen toplatılır. Yapılan itiraz sonuç verir. Olay gazetelere yansır, Ahmet Kaya’nın ‘Ağlama Bebeğim’ adlı albümü Danıştay kararıyla serbestir artık!&#8217;</p>
<p>Bu arada. Üniversite öğrencileri, dar gelirliler, 12 Eylül darbesinden nasibini almış-çeşitli kesimlerden tutuklu yakınları, Türkiye’de demokrasiyi yeniden inşa etmeye kararlı kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları Ahmet Kaya&#8217;nın dinleyici profilini oluşturur.</p>
<p>Kısa bir süre sonra ikinci albümü &#8220;Acılara Tutunmak&#8221; ı yapar. Ahmet Kaya, edindiği toplumsal, siyasal duyarlılıkla üretim yapmaktadır, peşpeşe albümler çıkarmaktadır.<br />
Üçüncü albümü O sıralar tutuklu olan ve idamla yargılanan Nevzat Çelik&#8217;in &#8216;Şafak Türküsü&#8217; şiirini besteler, aynı zamanda albümün de adıdır &#8216;Şafak Türküsü&#8217;. Üllkenin gündemindeki idam cezaları ve hapishanelerde bulunan binlerce insanın ve onların ailelerinin içinde bulunduğu durumu şarkılaştırmıştır&#8230;<br />
&#8216;An Gelir&#8217; isimli dördüncü albümünde Atilla İlhan, Hasan Hüseyin ve Ülkü Tamer&#8217;in şiirlerini besteleyen Ahmet Kaya, yeni arayışlar içerisine girmiş, besteciliği ile ilgili kendisini epeyce geliştirmiştir. İlk üç albümde aranjör olarak kendi çabalarının yanı sıra Sezer Bağcan, Oğuz Abadan gibi isimlerle çalışan Ahmet Kaya, dördüncü albümde Osman İşmen ile çalışmaya başlar ve bu beraberlik uzun yıllar sürer&#8230;</p>
<p>Beşinci albümünde ünlü şairlerin yanı sıra yeni bir isimle, Yusuf Hayaloğlu&#8217;yla çalışmaya başladı. Hayaloğlu&#8217;yla beraberlik, Ahmet Kaya müziğinde uzun ve verimli bir çalışmanın başlangıcını oluşturur. &#8216;Yorgun Demokrat&#8217; isimli bu albüm, gerek dönemi gerekse içeriği bakımından yine Türkiye’nin toplumsal gidişatına denk düşmüş ve 12 Eylül döneminin etkisini üzerinden atmaya çalışan milyonlarca demokratın durumunu dile getirmiştir.</p>
<p>Albüm çalışmalarına paralel olarak halk konserleri de yapar Ahmet Kaya. Gösterilen ilgi, katılım ve çoşkuya rağmen, ülkenin birçok yerinde ‘sakıncalı’ bir şarkıcıdır artık O. Dinleyicisiyle buluşamamak onu üzmektedir&#8230;<br />
Konserde kendisine bağlamasıyla eşlik eden Ahmet Koç’la altıncı albümü olan &#8216;Sevgi Duvarı&#8221; nın hazırlıklarına başlar. Can Yücel’in aynı isimli şiirini bestelemiş olan Ahmet Kaya, bu albümü ‘vazgeçilmezlerim’ dediği Yusuf Hayaloğlu ve Osman İşmen’siz hazırlar ve bu arada &#8216;Resitaller&#8217; adını verdiği albümde canlı konser kayıtlarını toplar. &#8216;İyimser Bir Gül&#8217; adını taşıyan yedinci albümü, Türkiye doksanlı yıllara adımını atmış, Ahmet Kaya gündemi ile ülke gündemi yine örtüşmüştür. Yeniden Yusuf Hayaloğlu ve Osman İşmen’ le çalışmaya başlar. Albümün adı &#8216;Başkaldırıyorum&#8217;dur. </p>
<p>Olgunluk çağında ülkesinin içinde bulunduğu olumsuzluklara, mevcut gidişata ve sistemin hoşnut olmadığı her yanına şarkılarla müdahale etmeye çalışan bir &#8216;muhalif&#8217;tir artık&#8230;<br />
Başı, zaman zaman derde girer, birçok yerde konser verememenin yanı sıra albümleri ‘sakıncalı’ bulunup kısmen de olsa toplatılır. Bu sürecin şarkılarına yansıması kaçınılmazdır. Yeni albümün adı &#8216;Başım Belada&#8217;dır o yüzden. Ahmet Arif, Atilla İlhan ve Yusuf Hayaloğlu’nun şiirleri ve şarkı sözleri Ahmet Kaya müziği ile biraraya gelir. Bu arada ağırlıkla Türk Halk Müziği’nden örneklerin yer aldığı &#8216;Resitaller 2&#8242; adlı albümü yayınlanır.</p>
<p>Onuncu albümü &#8216;Dokunma Yanarsın&#8217; ile birlikte hayatında bir takım değişiklikler gündeme gelir. Bu yeni süreçte de milyonluk satışlara imza atan Kaya, 1993’te onbirinci albümü &#8216;Tedirgin&#8217;i çıkarır. Ertesi yıl çıkardığı &#8216;Şarkılarım Dağlara&#8217;da hemen hemen tüm şarkı sözlerinin altına da imzasını atar. Albüm, &#8216;Kum Gibi&#8217;, &#8216;Ağladıkça&#8217;, &#8216;Saza Niye Gelmedin&#8217; gibi parçalarla satış rekorları kırarak Ahmet Kaya diskografisinde ayrı bir yere sahip olur. Toplumsal-kültürel gelişmelerin getirdiği etkileri üretkenliğe çeviren Ahmet Kaya, 1995 yılında onüçüncü albümü &#8216;Beni Bul&#8217; u çıkartır.</p>
<p>Sesinin rengini ve olgunluğunu günün teknik imkanlarıyla yeniden deneyerek, ağırlıkla eski şarkıların yeni düzenledi. 1996 tarihli &#8216;Yıldızlar ve Yakamoz&#8217; bu arada ortaya çıkar. Bunu, 1998 yılında Yusuf Hayaloğlu ve Osman İşmen’den oluşan çekirdek kadroyla hazırladığı &#8216;Dosta Düşmana Karşı&#8217; izler.</p>
<p>&#8216;Gak Production&#8217; isimli bir yapım firması da kuran Kaya, Kent Ozanları isimli çağdaş halk müziği yapan bir grup ve on yıldır asistanlığını yapan Çetin Oraner’in albümlerine de yapımcı olarak imza atar.</p>
<p>Profesyonel süreci boyunca onun müziğine çeşitli isimler bulunmuşsa da Ahmet Kaya, kendisini hep toplumcu-gerçekçi sanat kategorisinde görmüştür. Dünyada ‘protest müzik’ olarak tanımlanan bu türün ülkemizdeki önemli temsilcilerinden olan Ahmet Kaya’nın en belirgin ve ayırdedici tarafı, müziğindeki geleneksel motiflerin ve ulusal kültür değerlerinden yola çıkmasıdır. Toplumsal süreçten kopmammış, olmuştur. Türkiye’nin siyasal ve toplumsal gidişatına paralel bir müzik seyri izlemiştir. </p>
<p>Türkiye&#8217;de her söylediği söz ve şarkısı olay olan Ahmet Kaya hakkında birçok dava açıldı ve kendi deyimiyle emniyetler onun ikinci adresi oldu. Bu baskılara rağmen Kaya, kimliğini hiçbir zaman inkar etmedi ve mücadele etti. </p>
<p>Kaya hakkında, yurtdışında verdiği konserlerde &#8216;vatana ihanet&#8217; suçlamasıyla 3 ayrı dava açıldı. Bu davalardan biri geçtiğimiz günlerde sonuçlandı ve Kaya&#8217;nın 3 yıl 9 ay hapis cezası kesinleşti. Diğer iki davada ise, duruşmalara katılmadığı ve ifade vermediği için Kaya hakkında gıyabi tutuklama kararı verildi. </p>
<p>Kaya&#8217;nın çıkardığı kasetlerin bazılarının isimleri şöyle:<br />
&#8220;ağlama bebeğim, tedirgin, acılara tutunmak, şafak türküsü, an gelir, yorgun demokrat, başkaldırıyorum, dokunma yanarsın, adı bahtiyar, başım belada, şarkılarım dağlara, yıldızlar ve yakamoz, beni bul ve dosta düşmana karşı.&#8221;<br />
1980’lerde Nevzat Çelik&#8217;in ”Penceresiz kaldım anne / Saçlarına yıldız düşmüş, koparma anne” &#8216;Şafak Türküsü&#8217; şiirini türküleştirerek patlama yaptı A. Kaya. Karyerinde “Ağladıkça” isimli türkünün büyük bir yeri oldu. Aram Dinkjian’ın bestelediği bu türkü, sanatçıya sağ veya sol görüşlü farketmeksizin milyonlarca dinleyici kazandırdı. Kaya, son olarak Gazeteciler Derneği’nde yaptığı konuşmada “Kürtçe bir klip çekmek istiyorum ve bunu yayımlayacak bir televizyon kanalı arıyorum” deyince İkitelli medyanın hışmına uğradı ve yüzünden Fransa’ya gitmişti.<br />
16 Kasım günü sabah saat altıda topragından uzakt kalp krizi geçirip öldü.<br />
O Paris Komünarlarıyla Pere Lachais mezarlıgında yatarken bize duruşu ve sesi kaldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.askyap.com/biyografi/ahmet-kaya-1958-16-11-2000.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Candan Erçetin ( 1963)</title>
		<link>http://www.askyap.com/biyografi/candan-ercetin-1963.html</link>
		<comments>http://www.askyap.com/biyografi/candan-ercetin-1963.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 15:43:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Efsane</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[besteleri]]></category>
		<category><![CDATA[candan erçetin]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[müzik öğretmenliği]]></category>
		<category><![CDATA[nostajik şarkıları]]></category>
		<category><![CDATA[şarkıları]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.askyap.com/?p=2382</guid>
		<description><![CDATA[Pop Müzik
Doğum Yeri : Kırklareli
Doğum Tarihi : 1963
Kişisel Bilgiler : Candan Erçetin, İlk ve orta okulları Kırklareli’de okuduktan sonra Galatasaray Lisesi´ne girdi. Mezuniyetin ardından, Klasik Arkeoloji dalında İstanbul Üniversitesi´nde Yüksek Lisans öğrenimi gördü. 1979 yılında girdiği İstanbul Belediye Konservatuarı Şan bölümünü 1991 yılında bitirdi.
Kariyeri : 1986 yılında &#8216;Halley&#8217; adlı parça ile &#8216;Klips ve Onlar&#8217; grubunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pop Müzik<br />
Doğum Yeri : Kırklareli<br />
Doğum Tarihi : 1963<br />
Kişisel Bilgiler : Candan Erçetin, İlk ve orta okulları Kırklareli’de okuduktan sonra Galatasaray Lisesi´ne girdi. Mezuniyetin ardından, Klasik Arkeoloji dalında İstanbul Üniversitesi´nde Yüksek Lisans öğrenimi gördü. 1979 yılında girdiği İstanbul Belediye Konservatuarı Şan bölümünü 1991 yılında bitirdi.</p>
<p>Kariyeri : 1986 yılında &#8216;Halley&#8217; adlı parça ile &#8216;Klips ve Onlar&#8217; grubunun elemanı olarak Norveç´de yapılan Eurovizyon Şarkı Yarışması´nda Türkiye´yi temsil etti. Öğrenimi nedeniyle çeşitli şarkı yarışmaları dışında bir süre sahne çalışması yapmadı. Profesyonel müzik hayatına 1989 yılında Siyah &#038; Gümüş adlı gece klübünde Ariie Antique ve Chansons söyleyerk başladı. Daha sonra Caz Bar (Paris Nights Cabaret), Küfe (Restaurant), Royal Bistro, Galatasaray Cemiyeti, Moda Deniz Klübü, Home store ve Swiss Hotel´de (La Com D´or Restaurant) uzun süreli sahne programlarını sürdürdü. </p>
<p>İşkadını<br />
Şarkıcılığın yanısıra, Turizm &#038; Organizasyon, Prodüksiyon, Promosyon ve Menajerlik alanlarında muhtelif çalışmalarda bulundu. Daha sonra Kanal D´de 94 Ekim ayında başlayan ve 17 hafta süren, Kol Düğmeleri adlı Erkek Magazin Programının sunuculuğunu yaptı. Candan Erçetin halen Galatasaray Lisesi´nde müzik öğretmenliğini sürdürmektedir. Sahne programının önemli bölümünü Fransız Chansonsları oluşurmakla beraber, repertuarında Türkçe, İngilizce, İtalyanca, Almanca, İspanyolca ve Yunanca nostaljik şarkılar da yer almaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.askyap.com/biyografi/candan-ercetin-1963.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cem Karaca ( 05.04.1945)- (08.02.2004)</title>
		<link>http://www.askyap.com/biyografi/cem-karaca-05-04-1945-08-02-2004.html</link>
		<comments>http://www.askyap.com/biyografi/cem-karaca-05-04-1945-08-02-2004.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 15:15:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Efsane</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[askyap]]></category>
		<category><![CDATA[besteleri]]></category>
		<category><![CDATA[cem karaca]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[mavi gözlü dev filmi]]></category>
		<category><![CDATA[şarkıları]]></category>
		<category><![CDATA[sende başını alıp gitme]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.askyap.com/?p=2380</guid>
		<description><![CDATA[Muhtar Cem Karaca 5 Nisan 1945&#8242;de İstanbul&#8217;da dünyaya geldi. Tiyatrocu bir ailenin tek çocuğuydu ve sanatçı bir ailenin çocuğu olmak onun sanatla içiçe büyümesini sağladı. Ortaöğretimini Robert Koleji&#8217;nde yapan Cem Karaca&#8217;nın müzikle tanışması oldukça ilginçtir. Ergenlik çağındayken hoşlandığı kızı etkilemek amacıyla şarkı söylemeye başlamış ve bu başlangıcın arkasından devam eden olaylar sonucu kendisini müzik piyasasının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Muhtar Cem Karaca 5 Nisan 1945&#8242;de İstanbul&#8217;da dünyaya geldi. Tiyatrocu bir ailenin tek çocuğuydu ve sanatçı bir ailenin çocuğu olmak onun sanatla içiçe büyümesini sağladı. Ortaöğretimini Robert Koleji&#8217;nde yapan Cem Karaca&#8217;nın müzikle tanışması oldukça ilginçtir. Ergenlik çağındayken hoşlandığı kızı etkilemek amacıyla şarkı söylemeye başlamış ve bu başlangıcın arkasından devam eden olaylar sonucu kendisini müzik piyasasının içinde bulmuştur.Cem Karaca&#8217;nın sesinin keşfedilmesi ise annesi Toto Karaca tarafından olmuştur. İlk dönemlerde Jaguarlar, Dinamitler gibi gruplarla amatörce çalışmalar yapan Cem Karaca bu dönemlerde henüz Anadolu müziğiyle tanışmamış batının Rock&#8217;n'Roll müziğine gönül vermiş bir şekilde o dönemin popüler parçalarını söylemekteydi. O dönemlerde Cem Karaca&#8217;nın en büyük destekçilerinden biri de İlham Gencer&#8217;di ve onun orkestrasında müzikal deneyimini o dönemlerde oldukça ilerletmişti. Bu dönemlerde müziğin yanında tiyatro ile de ilgileniyordu Cem Karaca ve çeşitli oyunlarda da görev aldı. </p>
<p>Anadolu insanıyla tanışma</p>
<p>Cem Karaca&#8217;nın Anadolu müziği ile ciddi anlamda ilk tanışması ise askerliği esnasında oldu. Askerliği sırasında Anadolu&#8217;yu daha yakından tanımasının yanısıra birgün orada askerliğini yapan birisinin saz çalışı sonucu daha önce son derece ilkel ve sıkıcı bulduğu bu müziğin aslında onun o anki gerçek duygularını yansıttığını ve hiçbir batı müziğinin o sazın içerdiği duyguları içeremeyeceğini anladı. Cem Karaca&#8217;nın profesyonel olarak ilk müzikal deneyimi ise Apaşlar grubu ile 1967 yılında Hürriyet&#8217;in düzenlediği Altın Mikrofon yarışmasında Emrah isimli parçalarıyla aldığı ikincilikle oldu. Aldıkları bu dereceden sonra Apaşlar grubu müzikal çalışmalarına dört elle sarıldı ve daha önceki tutkuları olan batı beat müziği ile yeni tutkuları doğu müziğini sentezleyip Anadolu-Beat tarzında çalışmalara giriştiler. Bir süre sonra arkalarına Ferdy Klein orkestrasını da alarak müzikal altyapılarını iyice güçlendiren Cem Karaca ve Apaşlar grubu Ferdy Klein orkestrası eşliğinde de bir süre yollarına devam ettiler. Bu beraberlik 1969&#8242;un sonlarına kadar sürdü ve ortaya çıkan sağlam ve başarılı eserlere rağmen grupta gitarist Mehmet Soyarslan ve Cem Karaca arasında doğan bazı politik anlaşmazlıklar sonucu Cem Karaca ve Apaşlar grubu dağıldı. Bu grubun dağılmasından sonra Cem Karaca kafasındaki gerçek anlamda sol söylemde ve doğulu kimliğiyle Rock müzik yapma düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla Apaşlar&#8217;ın basçısı Seyhan Karabay&#8217;ı da yanına alarak, yeni bir grup kurmak amacıyla genç ve yetenekli bir gitarist olan Ünol Büyükgönenç&#8217;i ziyarete gitti ve görüşme olumlu sonuçlanınca bu üçlü Cem Karaca-KARDAŞLAR grubunu kurma girişimlerinde bulundu ve hep beraber müzisyen arayışına girdiler. Birkaç başarısız kombinasyondan sonra vokalde Cem Karaca gitarlarda Ünol Büyükgönenç bas ve ıklığ&#8217;da Seyhan Karabay ve davulda Hüseyin Sultanoğlu tarafından kardaşların ilk gerçek kadrosu kurulmuş oldu.Fakat ilk baştaki maddi sıkıntılar nedeniyle Cem Karaca, Almanya&#8217;ya biraz para kazanıp gruba adam gibi ekipmanlar alabilmek için Ferdy Klein orkestrası eşliğinde çalışmalar yapmaya gitti. Almanya&#8217;dan dönüşte Karaca&#8217;nın Almanya&#8217;dan getirdiği yeni gitarist Alex Wiska&#8217;yı da yanlarına alarak tam gaz çalışmalara başladılar ve Cem Karaca-KARDAŞLAR&#8217;ın çıkış 45&#8242;liği olan Dadaloğlu&#8217;nu yayınladılar. Bu 45&#8242;liğin listelerde iyi bir sıraya yerleşmesinden sonra çok sağlam 45&#8242;lik çalışmalarına devam eden Kardaşlar bir dönem Alex Wiska gruptan ayrıldıktan sonra Fehiman Uğurdemir&#8217;le son kadrolarını oluşturup bir süre daha çalışmalarına devam ettiler. Dışarıda grubun durumu oldukça iyi gözükmesine rağmen Cem Karaca ve Seyhan Karabay arasındaki tartışmalar Cem Karaca Kardaşlar&#8217;ın dağılmasına sebep oldu. Grup Hüseyin Sultanoğlu yerine başka bir davulcu bulduktan sonra gerçekten Türk müzik piyasası ilginç bir değiş tokuşa sahne oldu. Cem Karaca, Kardaşlar grubundan ayrılıp Anadolu Pop&#8217;un güçlü sesi Moğollar&#8217;la birleşirken Kardaşlar&#8217;da o dönemliğine konserlerde solistlik yapmak için Moğollar&#8217;la anlaşmış Ersen Dinleten&#8217;i gruplarına dahil ettiler. Cem Karaca Moğollar&#8217;la Anadolu Rock tarzında çalışmalarına Kardaşlar sound&#8217;undan çok daha farklı olsa da devam ettiler. Moğollar&#8217;ın Cahit Berkay&#8217;ın Fransa&#8217;ya gitmesi üzerine dağılmasıyla, Cem Karaca yeniden bir grup kurma arayışına girişti ve müzikal kariyerinin en önemli ve olgun dönemlerinden birini yaşayacağı grup olan Cem Karaca-DERVİŞAN kuruldu. Cem Karaca bu grubu kurarken esas amacı Kardaşlar ve Moğollar&#8217;daki Anadolu Rock tarzına devam etmekti fakat gruba yeni giren basçı Oğuz Durukan ve Klavyeci Uğur Dikmen&#8217;in uzun süre İsveç&#8217;te Asia Minor Mission isimli grupla beraber yaptıkları müzikten ötürü batı progressive rock müziği konusunda deneyimli fakat Anadolu- Rock konusunda deneyimsiz olmaları bu grubun soundunun batıya kaymasına sebep oldu. Cem Karaca bu grubu Ünol Büyükgönenç ile birlikte kurmuştu fakat daha bir 45&#8242;lik yapımına bile girişmeden grupla verilen birkaç konser sonrası grubun kuruluş ilkelerine uyulmadığı gerekçesiyle Ünol Büyükgönenç gruptan ayrıldı. Dervişan grubu müzik yaptığı sürece gerçek anlamda birçok kadro değişikliğine uğramış bir gruptu. Bu grubun kilit isimleri ise Cem Karaca ve Uğur Dikmen&#8217;di. Cem Karaca&#8217;nın Kardaşlar ve Moğollar&#8217;da politik rock müziği çalışmalarına (Kardaşlar-Oy Gülüm Oy, Moğollar-İhtarname) yer vermiş olduğu görülse de ciddi anlamda sol söyleme geçtiği ve sanat toplum içindir düşüncesini gerçek anlamda benimsemiş olduğu esas grup Dervişan&#8217;dır. Dervişan politik-rock yapmanın yanısıra İngiltere&#8217;de King Crimson,Yes,Emerson Lake&#038;Palmer gibi grupların öncülük ettiği progressive rock müziğinin Uğur Dikmen ve Oğuz Durukan gibi ustalar sayesinde Türkiye ile tanışmasında önemli rol oynamıştır. Türkiye&#8217;de bu tarz çalışmalar zaten olmuyor değildi(Barış Manço&#8217;nun 2023 albümü gibi) fakat Dervişan gerçekten &#8220;Zamanında acaba Türkiye&#8217;de progressive rock yapıldı mı?&#8221; sorularının hepsini safdışı edebilecek nitelikte bir grup olarak Türk Rock tarihinde derin izler bırakmıştır. Cem Karaca toplama olmayan ilk LP&#8217;sini yine bu grupla çıkarmıştır.&#8221;Yoksulluk Kader Olamaz&#8221; adındaki bu LP adından da anlaşılacağı gibi sol söylemde bir albümdür. Bu albümün kadrosu son ve en uzun sürmüş Dervişan kadrosudur. Basta-Hami Barutçu, davulda-Sefa Ulaştır, gitarda-Taner Öngür, klavyede-Uğur Dikmen ve vokalde-Cem Karaca&#8230; Dervişan&#8217;ın dağılmasından sonra ise Cem Karaca 70&#8242;lerdeki son grubu olan Edirdahan&#8217;ı kurmuş ve bu grupla Safinaz isminde bir Long Play yapmıştır. Bu Long Play, Barış Manço-Kurtalan Ekspresi&#8217;nin 1975 yılı albümleri 2023 ile birlikte Türkiye&#8217;nin sayılı senfonik rock albümlerindendir.. Edirdahan&#8217;dan sonra uzun bir süre Almanya&#8217;da yaşayan Cem Karaca yurda döndüğü zaman solo olarak müzik çalışmalarına devam etmiştir. Sanatçının en son albümü, Nisan-1999&#8242;un başlarında piyasaya sürülmüş olan &#8220;Bindik Bir Alamete Gedeyoz Kıyamete&#8221; isimli albümdür.</p>
<p>Sanatçı Cem Karaca, solunum ve kalp yetmezliği nedeniyle 8 Şubat 2004 günü 59 yaşında hayatını kaybetti. Karaca, Üsküdar Seyit Ahmet Yesevi Camii’nde kılınan namazın ardından Karaca Ahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. </p>
<p>Hakkında yazılanlar</p>
<p>1.Bir Cem Karaca Kitabı<br />
Gökhan Aya<br />
Ada Müzik Kitapları </p>
<p>“Sevinçlerimiz bile artık mekanik Sevgisiz, saygısız, otomatik Bu şarkı kimilerine çok geç artık Bu şarkı kirlenmiş bir çığlık!”<br />
x</p>
<p>Almanya’daki eşi Savrun Barı, Cem Karaca’yı anlattı Cem Karaca ‘Kürdistan haritası’nı indirttiği için 5 yıl ambargo yedi </p>
<p>M.YAŞAR DURUKAN<br />
Zaman 15 Nisan 2007</p>
<p>12 Eylül darbesinin ardından vatandaşlıktan çıkarılan Cem Karaca’nın yeniden yurda dönmesine 27 Mayıs 1960 İhtilali mağdurlarından Adnan Menderes’in doktoru Sedat Barı’nın ailesi vesile olmuş. </p>
<p>Karaca, Sedat Barı’nın Alman devlet televizyonunda spikerlik yapan kızı Savrun ile birlikteyken ağabeyi Mehmet, sürgün sanatçının durumunu lise arkadaşı Mesut Yılmaz’a iletmiş. Mesut Yılmaz da Başbakan Turgut Özal’a anlatınca Almanya’daki o meşhur görüşme gerçekleşmiş. Malum, Karaca yurda dönünce solcu arkadaşları tarafından ‘dönek’ ilan edildi. Fakat Savrun Barı, Karaca’ya karşı alınan bu tavrın kökeninde Özal’ın elini öpmesinin değil bir konserde asılan sözde Kürdistan haritasını indirtmesi olayının yattığını iddia ediyor. Barı, solcularla kırılma noktası olarak gördüğü bu olayı şöyle anlatıyor: “Köln. Sene 1983. F&#8230;F’nin konserlerinden biriydi. Bütün konserleri F&#8230;F organize ediyordu zaten. Her konserde o harita vardı. Türkiye’den gelen birçok sanatçı Kürdistan haritası önünde şarkı söylüyordu. Sıra Cem’e geldiğinde ‘O harita inecek, inerse ben sahne alırım. O haritanın önünde şarkı söylemem.’ dedi. Hır gür çıktı; ama sonunda yetkililer haritayı indirdi. Cem de sahneye çıkıp şarkısını söyledi. Harita indirildiği için korkunç mutlu olmuştu.” Ancak bu olaydan sonra Karaca bir daha konserlere davet edilmemiş ve kendisine beş yıl ambargo uygulanmış. Karaca’nın geçtiğimiz hafta kutlanan 62. doğum günü vesilesiyle Savrun Barı ile sürgün yıllarını konuştuk. Türkiye’de bir gazetenin “Ahmet Kaya’nın, PKK gecesinde Apo’lu Kürdistan haritası önünde konser verdiği ortaya çıktı.” şeklindeki haberi gündeme bomba gibi düşmüştü. Habere Ahmet Kaya’nın Kürdistan haritası önünde şarkı söylerken görünen bir fotoğrafı konulmuştu ve fotoğrafın 1993 Almanya Berlin’de verilen bir konserde çekildiği yazılıydı. Sanatçının eşi Gülten Kaya, bir süre önce Nokta dergisinde yer alan röportajında 1993 yılında Ahmet Kaya’nın hiç yurtdışına çıkmadığını ve böyle bir konserin olmadığını söylüyordu. Kaya, fotoğrafın fotomontaj olduğunu, zaten bu sayede beraat ettiklerinin altını çiziyordu. Bu röportaj harita davasına da bir anlamda son noktayı koyuyordu. Ahmet Kaya’nın 1993 yılında orada, o harita önünde o konseri vermemiş olması, Almanya’da geçmişte benzer görüntülerin yaşandığı gerçeğini değiştirmiyordu. </p>
<p>Meğer asıl harita krizi 1983 yılında yine Almanya’da bir konserde yaşanmış. Konserde sahneye asılan Kürdistan haritası, o yıllarda Türk vatandaşlığından çıkarıldığı için sürgün hayatı yaşayan Cem Karaca tarafından indirtilmiş. Cem Karaca’nın Almanya yıllarındaki eşi Savrun Barı, olaylı konseri şöyle anlatıyor: “Köln. Sene 1983. F&#8230;F’in konserlerinden biriydi. Bütün konserleri F&#8230;F organize ediyordu zaten. Her F&#8230;F konserinde o harita vardı. Sahne alan sanatçılar Kürdistan haritası önünde şarkı söylüyorlardı. Sıra Cem’e gelince, “O harita inecek, inerse ancak ben sahne alırım. O haritanın önünde ben şarkı söylemem.” dedi. Hır gür çıktı ama yetkililer haritayı indirdi; Cem de sahneye çıkıp şarkısını söyledi. O gün havalara uçtuk harita indirildiği için korkunç mutluyduk. Bundan sonraki konserlere Cem Karaca çağrılmadı. O da iki tane Almanca müzikal yaptı. Şarkılarını yıllarca kendi dilinde bile okuyamadı. Ancak Türkiye’den Almanya’ya giden birçok sanatçı o haritanın önünde konserler verdi&#8230;” </p>
<p>Mesut Yılmaz aracı oldu </p>
<p>Savrun Barı’nın ‘bu olayı onlar da bilir’ dediği Cem Karaca’nın dava arkadaşlarını aradık; ancak cevap veren olmadı. Kimse bu konu hakkında konuşmak istemedi. Savrun Barı, Türkiye’deki sol camianın Cem Karaca’nın arkasında durmamasını harita olayına bağlıyor. Haritanın indirildiği konserin sanatçı için bir dönüm noktası olduğunu anlatan Barı, “O haritalar 1980’li yıllarda Almanya’da sahnelerdeydi. Kürdistan yazılıydı Türkiye’nin yarısında. Cem o haritayı indirdiği için o camia tarafından itilmiştir. Özal’ın, Semra’nın elini öptüğü için değil&#8230;” diyor. Barı, eski solcuların hedef tahtası haline gelen Cem Karaca’nın Yarım Porsiyon Aydınlık adlı şarkısıyla arı kovanına çomak soktuğunu söylüyor. Karaca, aydınların eleştirileri üzerine yazdığı şarkıda ‘hiçbir şey üretemeden sadece eleştirirsiniz’ diyerek kırgınlığını dile getirmişti. </p>
<p>Başbakan Adnan Menderes’in doktoru Sedat Barı’nın kızı olan Savrun Barı, Karaca’nın Türkiye’ye dönüş serüveninin de yakın tanıklarından. O süreci yine Barı’dan dinliyoruz: “Ağabeyim rahmetli Mehmet Barı, Mesut Yılmaz’la aynı liseden (Avusturya Lisesi) mezun. Cem’e dedi ki: ‘Mesut Bey’le konuşmamı Özal’la karşılaşmayı ister misin?’ Cem ‘Tabii ki’ deyince Mesut Yılmaz üzerinden Özal’a haber verildi. Özal, Almanya’ya geleceği sırada Cem’e söylendi ve ilk görüşme böyle sağlandı. Görüşmeden sonra Özallar’ın dünyalar tatlısı olduğunu söyledi. Basın ‘el öptü&#8230;’ olayına girince gelmesi bir sene aksadı.” </p>
<p>Cem Karaca Türkiye’ye dönünce vatandaşlığını geri kazanması amacıyla açılacak davalar için astronomik rakamlar dönmüş. Barı, ailesinin Adalet Partisi (AP) geçmişinden dolayı ünlü avukat Orhan Apaydın’ı önermiş. Apaydın, Başbakan Adnan Menderes’in Yassıada’da yargılandığı davalarda savunma avukatlığı yapmış, o tarihten günümüze kadar tüm askerî darbelere karşı çıkmış, darbe mağdurlarının savunmanlığını üstlenmişti. Apaydın’ın talep ettiği rakam astronomik bulununca vazgeçilmiş. Bu sefer Mehmet Barı ve Hıncal Uluç aracılığıyla Av. Turgut Kazan’a teklif edilmiş. O da hatırı sayılır bir rakam karşılığında bu davaya girmiş. y.durukan@zaman.com.tr<br />
x</p>
<p>Cenazedeki tekbirler, kasetteki ezan sesine teşekkür gibiydi </p>
<p>1988 yılında pop dünyasında bir sanatçının kasetine ezanı koyması bir rüyaydı. Kirvem’de önce bir ezan sesi duyuluyor, arkasından Cem geliyor. Albümün kaset olarak yayınlanan ilk baskılarında rastlayacağımız bu ezan sesi CD baskılarından çıkartılır; ama bilenlerin kulağında hep özel bir yerdedir. Rahmetli kabrine Allahuekber’lerle uğurlandı. O tekbirler, salavatlar sanki o kasetteki ezan sesine teşekkür gibi oldu. Zaten Cem sadece din konusunda sınıfta kalmadı. Ben ilk başlarda Nietzsche’den etkilenmiş isyankâr bir kızdım. O Allah’ı olan bir adamdı. Hiç unutmam bir keresinde ne yaptıysam artık cam kenarına geçmiş, iki elini açmış; “Allah’ım bu kız böyle demek istemiyor n’olur onu affet.” diyordu. Allah’a karşı benim tercümanlığımı yapıyordu. Rengi gitmişti yakarırken&#8230; En büyük hayallerinden biri ‘salavat’ı meşhur Don Kazakları Korosu’na çaldırmaktı. Nurlar içinde yatsın. Aynı zamanda iyi bir komünistti Cem. En saygıdeğer komünistti. Bazı komünistlerle karşılaşmak bile istemedim yazdıklarıyla aklımda kalsınlar istedim. O Türkiye’ye dönünce Nâzım Hikmet’in cenazesini ülkeye getirmek istiyordu. Türkiye’ye geldiğimizde kuşatılacağımızı nereden bilebilirdik. Mavi Gözlü Dev filminde Cem’in şarkısını kullanmamış olmamaları içimi burktu. Nâzım Hikmet Vakfı da ayıp ediyor. Cem’den daha iyi yorumlayan çıktı mı Nâzım’ı? Cem’in kadınlardan yana da şansı yoktu. Hiçbirimiz layık olamadık ona. Fakat tek suçlu alkoldür. Cem Karaca gibi bir dev kendini alkolle gömmüştür. İçmediği dönemde Almanya’da iki müzikal birden yapmıştı. Benimle yaşamaya başladıktan sonra alkolü elinin tersiyle kenara itti. Türkiye’ye geldikten sonra yeniden başladı. Burada kendimi suçlu hissediyorum&#8230; </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.askyap.com/biyografi/cem-karaca-05-04-1945-08-02-2004.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fatih Kısaparmak</title>
		<link>http://www.askyap.com/biyografi/fatih-kisaparmak.html</link>
		<comments>http://www.askyap.com/biyografi/fatih-kisaparmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 15:13:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Efsane</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[aldığı unvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[annesi yıldız hanım]]></category>
		<category><![CDATA[askyap]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[fatih kısaparmak]]></category>
		<category><![CDATA[fırat üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[şebnem kısaparmak]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.askyap.com/?p=2378</guid>
		<description><![CDATA[1961 yılında Elazığ’da doğdu. Annesi Yıldız Hanım, ülkemizin birçok il ve ilçesinde binlerce aydın insan yetiştirmiş, emekli bir ilkokul öğretmeni; babası Necip Bey ise, sırasıyla ortaokul ve öğretmen okulu müdürü, il milli eğitim müdürü, ortaöğretim genel müdürü ve bakanlık teftiş kurulu başkanı olarak hizmetler vermiş; basılı beş eseri de bulunan bir bürokrattır. 
Fatih Kısaparmak, 1991 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1961 yılında Elazığ’da doğdu. Annesi Yıldız Hanım, ülkemizin birçok il ve ilçesinde binlerce aydın insan yetiştirmiş, emekli bir ilkokul öğretmeni; babası Necip Bey ise, sırasıyla ortaokul ve öğretmen okulu müdürü, il milli eğitim müdürü, ortaöğretim genel müdürü ve bakanlık teftiş kurulu başkanı olarak hizmetler vermiş; basılı beş eseri de bulunan bir bürokrattır. </p>
<p>Fatih Kısaparmak, 1991 yılında, şiir kitabı ve albümleriyle yüksek tirajlara imza atmasının yanısıra; TRT, Kanal 6 ve Kanal 7 televizyonlarının ana haber spikerliği görevini de başarıyla yürüten, ekonomist Şebnem Ergür’le evlendi. Bu evlilikten, Ozan ve Kaan adlı iki erkek çocukları dünya’ya geldi. </p>
<p>Fatih Kısaparmak, temel eğitim döneminden itibaren, Ankara Devlet Konservatuvarı ve TRT Ankara Radyosu’nda müzik; Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde ise resim çalışmalarında bulundu. Ankara Deneme Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarında, Tasvir Gazetesi adına TBMM foto muhabirliği yaptı. Üniversite döneminde ise, başta Varlık olmak üzere çeşitli edebiyat-sanat dergilerinde şiirleri, röportajları ve araştırmaları yayımlandı. Yukarı Fırat Havzası’ndaki inceleme ve derlemelerini topladığı “Dil Folkloru Açısından Harput Ağzı” isimli bilimsel çalışma, basılı ilk eseridir. </p>
<p>Ayrıca, “Ve Ağır Sevdam” adını taşıyan bir şiir kitabı da bulunmaktadır. 1985 yılında besteci, söz yazarı ve yorumcu olarak profesyonel sanat yaşamına atıldı. İlk çalışması olan “Kilim” ile milyonluk bir satış grafiğine ve büyük kitlelere ulaştı. </p>
<p>Bu başarısını daha sonra ürettiği 15 müzik albümüyle de sürdüren Kısaparmak, 200’den fazla besteye imza attı. “Çağdaş Ozan”, “Bay Kilim&#8221; ve &#8220;Türkü Baba&#8221; olarak da tanınan sanatçı, inançla tekrarladığı &#8220;Çağdaş Halk Müziği&#8221; kavramını, yıllarca süren mücadelesi sonunda yaygın bir ekol haline getirmesinin yanısıra, “Özgün Müzik” akımının kurucuları arasında da yer aldı. </p>
<p>TRT Türk Halk Müziği Repertuvarı bakımından &#8220;türkü formunda beste&#8221; çığırının açılmasını sağlamak suretiyle, geleneksel Anadolu müzik kültürünün genç kuşaklara aktarılmasında önemli bir işlev ve görev üstlendi. Kısaparmak, sırasıyla “Grup Kilim”, “Grup Mozaik” ve “Grup Avrasya” adlı üç ayrı konser orkestrası kurdu. Erzincan ve Gölcük depremzedeleri ile Zonguldak grizu faciasında hayatını kaybedenlerin yanısıra Darülaceze, Unicef vb. kurumlar yararına “Toplumsal Dayanışma Konserleri” düzenledi. </p>
<p>Türkiye’nin yanısıra ABD, Almanya, Avusturya, Fransa, Hollanda, Belçika, KKTC, Bosna, Venezuela, Kazakistan ve Özbekistan’da, büyük izdihamların yaşandığı çok sayıda resital ve konser verdi. </p>
<p>Malatyaspor ve Elazığspor’da, toplam 3 dönem yönetim kurulu üyeliği görevinde bulunan Fatih Kısaparmak, İstanbul-Elazığ Kültür Vakfı’ndaki kurucu üyeliğinin yanısıra, Elazığlılar Dayanışma Derneği’nde de yönetici ve genel sekreter olarak çalıştı. </p>
<p>Ülkemizin önde gelen kurum ve kuruluşlarınca 70’e yakın ödüle layık görülen sanatçı, 2000 yılında ise, halk müziğimize ve folklorumuza katkılarından dolayı, Fırat Üniversitesi Senatosu tarafından “Fahri Doktora” unvanıyla onurlandırıldı&#8230; </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.askyap.com/biyografi/fatih-kisaparmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ferdi Tayfur</title>
		<link>http://www.askyap.com/biyografi/ferdi-tayfur.html</link>
		<comments>http://www.askyap.com/biyografi/ferdi-tayfur.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 15:10:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Efsane</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[adana]]></category>
		<category><![CDATA[affet allahım]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[ferdi tayfur]]></category>
		<category><![CDATA[filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[içimde bir his var]]></category>
		<category><![CDATA[oyunculuk hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[şarkıları]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[talihin canına okuyacağım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.askyap.com/?p=2376</guid>
		<description><![CDATA[Gerçek ismi Ferdi Tayfur Turanbayburt&#8217;tur. 1945 yılında Adana&#8217;da dünyaya gelmiştir. Necla Nazır ile yaşamaktadır.
Ferdi Tayfur Hayatı Yaşamı Biyografisi 1945 yilinda Adana Hurriyet Mahallesi&#8217;nde dunyaya geldi. Unlu tiyatro ve dublaj sanatcisi Ferdi Tayfur hayrani olan baba Cumali en kucuk ogluna Ferdi Tayfur adini koyar. En buyuk istegi Ferdi&#8217;nin iyi bir tahsil gormesidir. Ancak, babasinin oldurulmesi, Ferdi&#8217;nin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçek ismi Ferdi Tayfur Turanbayburt&#8217;tur. 1945 yılında Adana&#8217;da dünyaya gelmiştir. Necla Nazır ile yaşamaktadır.</p>
<p>Ferdi Tayfur Hayatı Yaşamı Biyografisi 1945 yilinda Adana Hurriyet Mahallesi&#8217;nde dunyaya geldi. Unlu tiyatro ve dublaj sanatcisi Ferdi Tayfur hayrani olan baba Cumali en kucuk ogluna Ferdi Tayfur adini koyar. En buyuk istegi Ferdi&#8217;nin iyi bir tahsil gormesidir. Ancak, babasinin oldurulmesi, Ferdi&#8217;nin okul hayatinin baslamamasina neden olur. 10 yasina basan Ferdi, ciftlikte calisarak ailesinin gecimine katkida bulunur. Genc Ferdi daha 17 yasindayken sarkici olmak hayaliyle Adana&#8217;dan Istanbul&#8217;a gelir. O yillarda cocuk sarkicilara pek ragbet bulunmadigindan, kendini ispatlayamayan Ferdi Tayfur, tekrar Adana&#8217;ya doner ve ciftlikte traktor soforlugune devam eder. Butun gunu Cukurova&#8217;da Pamuk tasimakla gecen Ferdi Tayfur&#8217;un gonlunde alevlenen sarkicilik atesi bir turlu sonmez. Sarkici ve sohret olmak umidiyle icin icin yanmaktadir sofor Ferdi. Sonradan Izmirden ve Konyadan calisarak Istanbul&#8217;a gelir ve Saya Plak ile anlastiktan sonra o firma icin alti plak doldurur. Ancak yaptigi 45&#8242;likler fazla satmaz ve patronu Ferdi de gelecek gormeyerek anlasmayi bozar. Her defasinda karsisina sanssizlik cikmaktadir. Abisinin bir iftira uzere hapise dustugunu duyan Ferdi yeniden Adana&#8217;ya doner ve ciftlikteki islerin basina gecer. Aradan iki bucuk yil gecmisti, 25 yasina basmisti Ferdi artik, Zeren plak firmasindan cagri alir ve sahibi Ferdinin plak doldurmasini ister. Yedinci 45&#8242;ligi Kaderimsin buyuk bir ilgi gorur. Fakat sanssizlik yine yuzunu gosterir ve plak firmasi kapanmak zorunda kalinca Ferdi 4 yil boyunca bos kalmistir. Sonra Kader plak firmasiyla yaptigi Huzurum Kalmadi adli plak istenen satisi yapar. 1973 ve 1974 yillarinda Gorsev Plak adina bes tane plak yapti, Kir Cicekleri, Bana Gercekleri Soyle, Postaci, Mahkumlarin Duasi ve Yuregimde Yara Var. 45&#8242;likler, ancak Ferdi&#8217;nin gecimini saglamaya yeter. Ama aradigi, istedigi cikisi bir turlu yapamaz. Sonra arkadasi Ismail Mersinli&#8217;yle Elele adinda bir plak sirketi kurar, orda cikardigi Aksam Gunesi cok buyuk oranda satis yapar. Yalniz, basindan beri yakasini birakmayan sanssizlik yine Ferdi&#8217;nin pesini birakmamisti. Cesitli olaylar yuzunden o firmayi kapatmak zorunda kalir. Sonradan Elenor plakla anlasir, orda Birak Su Gurbeti, Alistim, Yad Eller ve Cesme ile o zamanin en cok satis yapan 45&#8242;liklerdi. Sans ibresi artik Ferdi&#8217;den yana donmekteydi. Bu arada sinemadada adini duyurur Ferdi Tayfur. 1976 yilinda Cesme filmini cekerken Necla Nazir ile tanisir ve ona asik olur. Adini Arabesk muzigin Devleri arasina yazdiran Ferdi Tayfur, gazino neonlarinin bas kosesindeki yerini de kisa zamanda alir. Gazinocular, filmciler ve plak yapimcilari Adana&#8217;nin bu bagriyanik sarkicisinin kapisini asindirir. Allah &#8220;Yuru ya kulum&#8221; demistir, Ferdi de yurumeye devam eder. Cesme&#8217;den sonra yaptigi Derbeder, Benim Gibi Sevenler, Son Sabah, Boynu Bukuk, Olmaz Olsun, Yuvasiz Kuslar, Batan Gunes, Huzurum Kalmadi, Gunaha Girme, Kalbimdeki Aci, Sen de mi Leyla, Yakti Beni, Insan Sevince, Durdurun Dunyayi, Bir Damla Ates, Bende Ozledim, Herseyim Sensin, Utaniyorum, Cilgin Arzular, Haram Oldu, Icimde Bir His Var, Ya Benimsin Ya Topragin, Sevgiler Cicek Gibi, Affet Allah&#8217;im, Naz Etme &#8211; Canina Okuyacagim, Allah&#8217;im Sen Bilirsin, Hoscakal Leyla, Bizim Sokaklar, Bana da Soyle, Emmoglu, Mor Guller, Dunya, Of Daglar ve Yoksun-Kor Talih, Zaman Tuneli, Klasikler 2, Zengin Olursam gibi kaset ve filmleriyle milyonlarin gonlunden ve dilinden dusmeyen Ferdi Tayfur, Turkiyenin gelmis gecmis en buyuk sanatcilarindan oldu. Dillere dusen sarkilarini sinemada ayni isimle filme ceken Ferdi Tayfur, cok sayida film cekti. Sarkicilik, sinema oyunculugunun yanisira, yonetmenlik arzusuyla yanip tutusan Ferdi Tayfur, su filmleri yonetti: Haram Oldu, Icimde Bir His Var, Ya Benimsin Ya Topragin, Canina Okuyacagim, Sevgiler Cicek Gibi ve Affet Allah&#8217;im. Yaklasik 100 kaset ve 30&#8242;un uzerinde film yapan unlu sanatci 9 kez Altin Plak odulu aldi. 1982 yilinda kendi adina Ferdifon Plakcilik sirketini kuran Ferdi Tayfur&#8217;un Konya tanisitgi bir kadindan bir oglu, evliliginden 2 kizi ve yaklasik 25 yildir birlikte oldugu sinema oyuncusu Necla Nazir&#8217;dan da bir kizi bulunuyor. 2000 yilinda seker hastaligi sonucu ayak parmaklarini kaybetmekten son anda kurtulan sanatcinin yurtici ve disinda milyonlarca hayrani bulunuyor.</p>
<p>Cevirdigi Filmler: Filmleri &#8211; Oyuncu (34 Film) Allahım Sen Bilirsin 1989 Bu Şehrin Geceleri 1989 Bu Talihimin Canına Okuyacağım 1988 Elveda Mutluluklar 1988 Ah Bir Çocuk Olsaydım 1988 Ya Benimsin Ya Toprağın 1987 İçimde Bir His Var 1986 Affet Allahım 1986 Herşeyim Sensin 1985 Haram Oldu Ferdi 1985 Utanıyorum 1984 Çılgın Arzular Ferdi 1984 Yaktı Beni 1983 Kalbimdeki Acı 1983 Yıldızlar da Kayar Ferdi 1983 Sen De Mi Leyla Ferdi 1982 Hasret Sancısı Ferdi 1982 Günaha Girme 1982 Kara Gurbet Ferdi 1981 Ben De Özledim Ferdi 1981 Olmaz Olsun 1981 Bir Damla Ateş Ferdi 1981 Durdurun Dünyayı 1980 Huzurum Kalmadı 1980 Boynu Bükük 1980 Nisan Yağmuru 1980 İnsan Sevince 1979 Yuvasız Kuşlar Ferdi 1979 Son Sabah 1978 Batan Güneş Ferdi 1978 Yadeller Ferdi 1978 Benim Gibi Sevenler Ferdi 1977 Derbeder Ferdi 1977 Çeşme Ferdi 1977</p>
<p>Filmleri &#8211; Yönetmen (5 Film) Bu Talihimin Canına Okuyacağım 1988 Ya Benimsin Ya Toprağın 1987 İçimde Bir His Var 1986 Affet Allahım 1986 Haram Oldu 1985</p>
<p>Filmleri &#8211; Müzik (1 Film) Bu Talihimin Canına Okuyacağım 1988</p>
<p>Filmleri &#8211; Senaryo (5 Film) Bu Talihimin Canına Okuyacağım 1988 İçimde Bir His Var 1986 Affet Allahım 1986 Haram Oldu 1985 Benim Gibi Sevenler 1977</p>
<p>Ayrıca Ferdi Tayfur adında kırklı yıllarda filmlerde oynamış bir karekter oyuncusu da vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.askyap.com/biyografi/ferdi-tayfur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
